Aşık Cin | Paranormal Hikaye

Paranormal Hikaye | Özet: Mert’in günlüğü, aşık bir cin tarafından musallat edilmesini ve korkunç kayboluşunu anlatıyor. İstanbul’da geçen tüyler ürpertici bir korku hikayesi.


(Çağla’nın anlatımıyla başlar)

Erkek arkadaşımı kaybedeli iki hafta oldu. Hala öldüğüne inanamıyorum. Son zamanlarında biraz tuhaf davranıyordu ve ölümü oldukça şaibeliydi. Öldüğünden bugüne cesedi bulunamadı. O gün okuduklarım karşısında geceleri korkudan uyuyamaz oldum. Gündüzleri uyuyor, geceleri ise arkadaşlarımın evine gidiyorum. Cenaze töreninden bir süre sonra polisin inceleme yapmak için aldığı günlüğü aldım. İçinde yazanları okuyunca içim ürperdi resmen. Polisin bunlara ne dediğini merak edeceksiniz. Sordum fakat “hayal gücü fazla gelişmiş bir gençmiş” gibi şeyler söylediler. Ama ben Mert’in hiç yalan söylediğini görmedim. Bunu bildiğim için sizlere başımdan geçenleri anlatmaya karar verdim. Gerçekten bu satırları güçlükle yazıyorum. Son zamanlarda yaptığı o tuhaf hareketleri şimdi anlıyorum.

(Mert’in Günlüğünden)

Birinci Gün: Bugün yine hayatımın sıradan günlerinden biriydi. Yalnız yaşadığım için evin içinde genelde yarı çıplak geziyordum. Bu gezmelerimin bedellerini ağır ödüyorum. Geçen gün banyodan çıktım ve camda oluşan buharı sildiğimde arkamda bir kadın yüzü gördüm. Çok korktum, hızlıca arkamı döndüm fakat kimse yoktu. Hemen giyindim. Hayal gördüğümü düşünerek çok üstünde durmadım. Salonda oturuyordum, banyodan bir kadının bana seslendiğini duydum. Bir tuhaflık olduğu belliydi ama bana öyle gelmiştir diye düşündüm ve umursamadım. Televizyonu açtım, güzel bir aksiyon filmi vardı. Ona dalmıştım ki birdenbire televizyon kapandı. Televizyona bakmak için kalktım, arkasındaki kabloları kurcaladım. Sonra düğme kısımlarına baktığımda güç düğmesinin kapalı konumda olduğunu gördüm. Sanki görünmez bir el buraya basarak televizyonu kapatmıştı. Düğmesine basarak televizyonu açtım. Birdenbire ekranda bir kadın belirdi. Kanal değişmiştir diye düşündüm. Ekrandaki yüz korkunçtu. Ağzından kan sızan ve ten rengi süt beyazı olan bir kadın bana bakıyordu. Hemen kumandaya sarıldım, rastgele kanal değiştirme düğmelerine bastım ama buna rağmen kanal değişmiyordu. En sonunda fişini çektim, kapandı. Çok korktum. Biraz dışarı çıkıp hava almaya karar verdim. Sokaklarda boş boş gezinirken kapkara bir köpek bana havlamaya başladı. Fakat normal bir havlama değildi. Dişleri bembeyaz, gözleri sarı olan köpek bütün gücüyle bana havlıyordu. Çok korktum, saldıracak diye düşündüm ve kendimi savunmak için hazırlandım. Fakat sadece havlıyordu, asla saldırmıyordu. Sonra aniden havlamayı kesip arkasını dönüp gitti. Biraz ileride köşede duran siyah giyimli, suratı görünmeyen bir adam gördüm. Beni işaret ediyordu. Yanına gittim, “Ne var?” diye sordum. Gözlerinde tuhaf bir ışıltı, suratında korkunç bir gülümseme, “Göreceksin” dedi. Arkasından gitmeye yeltendim, köşeyi dönmüştü. Ben de hızla köşeyi döndüm. Çıkmaz bir sokaktı. Adam sanki yer yarılmış içine girmişti. Sokağın sonundaki koca duvarda kırmızı renkte “KAÇIŞ YOK” yazıyordu. Çok ürperdim, eve dönmeye karar verdim.

İkinci Gün: Dün gece eve geldiğimde saat sabaha karşı 5’ti. Çok yorgundum, düşünmeye dahi mecalim yoktu. Sabah ezanı okunurken uykuya dalmıştım. Bugün akşama kadar sakin bir gün geçirdim. Akşam işten çıkıp eve geldiğimde kız arkadaşım Çağla bana geldi. Beraber hoş vakit geçirdik. Film izlerken televizyon yine karardı. İçime bir ürperti geldi. Akvaryumdaki balığım birden suyun üstüne fırladı. Çağla kalkıp halıda çırpınan balığı akvaryuma geri koydu. Bu olay olunca televizyonu unuttuk. Çağla “Nasıl oldu bu? Bu balık nasıl fırlar akvaryumdan?” diye sordu. “Anlamadım ki” dedim. “Neyse televizyona baksana, neyi varmış?” dedi. Ben televizyonun arkasına bakarken televizyonun içinden bir kadın “Seni seviyorum” dedi. Çağla sandım, “Ben de seni” dedim. Çağla “Efendim, bir şey mi dedin?” deyince içime bir korku düştü. Çağla’yı korkutmamak için “Bir şey demedim” dedim. Televizyon normale döndü ama saat geç olmuştu. Çağla’yı evine bırakmak için çıktık. Geri kendi evime geldiğimde holde ayakkabılarımı çıkarıyorken salondan bir kadın sesi “Hoş geldin canım” dedi. Bağırmaya başladım. Evden çıkmaya çalışırken görünmez bir el beni yere düşürdü. Sürüklenerek kapıya gitmeye çalışıyordum fakat aynı el ayaklarımdan tutuyordu. Korkudan küçük dilimi yutmak üzereydim. Sonra aniden durdu. Hemen kendimi kapıdan dışarı attım. Gecenin bir saati nereye gideceğimi bilmeden serseriler gibi sokakta yürüyordum. Bir inşaatın yanından geçerken karanlığın içinden bir kadın sesi geldi. “İmdat!” diye bağırmıştı. Karanlığa doğru baktığımda bir kadın elinde bir bıçakla bana bakıyordu. Bıçağın ucundan kan olduğunu tahmin ettiğim kırmızı şeyler damlıyordu ve damlalar yere düşünce yerden duman çıkıyordu. Kadının saçları yüzünün yarısını kapatmıştı. Hemen polisi aradım, birisi birini öldürüyor zannettim. Polisler gelip içeriye girdiklerinde içeride sayısız kedi köpek ölüsü buldular. Kadını tarif ettim. Ekip otosu giderken arka kısmında siyah renkle “ÇARE YOK” yazıyordu. Eve geldiğimde sabah olmak üzereydi.

Üçüncü Gün: Dün gece yaşadıklarımı anlamaya çalışırken uyuya kalmışım. Uyandığımda akşam olmak üzereydi. Yataktan kalkıp bir şeyler atıştırdım. Sonra banyoya girdim. Banyo yaparken sanki birisi sırtıma dokundu. Çok netti, hissettim. Arkama baktım, kimse yok. Hızlıca duşumu alıp çıktım. Saçlarımı kuruturken gözüm aynadan banyonun köşesine takıldı. Köşede simsiyah ve uzun bir karaltı bana bakıyordu. Gözleri yoktu ama kendisi oradaydı ve bana baktığına emindim. Yavaşça arkamı döndüm fakat bir şey yoktu. Bir saat sonra Çağla geldi. Otururken enseme baktı ve “Sen biriyle kavga mı ettin?” diye sordu. “Hayır, nereden çıktı?” dediğimde “Ensende beş parmak izi var” dedi. Şaşkınlıkla “Ne diyorsun sen?” dedim. Sonra “Dur bir dakika” deyip fotoğrafını çekti. Gerçekten de ensemde beş parmak izi vardı. Çağla “Korkutma beni, kavga etmişsin işte. Nerede oldu bu?” diye sordu. Korkutmamak için yalan söyledim. “Sokakta 3-5 tane serseriyle boğuştum” dedim. Çağla’yı bırakmak için evden çıktık. Dönüş yolunda eve gitmek istemiyordum. Başıma yine korkunç bir olay gelecek diye düşünüyordum fakat gidecek başka bir yerim yoktu. Saat geç olmuştu, bu saatte hiçbir arkadaşıma gidemezdim. Eve geldiğimde her şey normal görünüyordu. Direkt yatağa yattım. Sonra birdenbire salondan “İstemiyorum o kızı!” diye hırıltılı bir kadın sesi geldi. Yatağımda doğruldum, kalbim küt küt atıyordu. “Duydun mu beni? O kız bir daha bu eve gelmeyecek!” dedi. Tekrar korkudan alt çenem titriyordu. Zar zor konuşarak “Sen kimsin?” dedim. Birden odamın kapısı ardına kadar açılıp çarpıldı. Ani bir refleksle bağırdım. Yatakta öylece duruyordum. Kapının önünde siyah elbiseli, siyah saçlı, gözleri ve hatta yüzü saçlarından dolayı görünmeyen bir kadın duruyordu. Kımıldamadan öylece ona bakıyordum. “Seni götürmeye geleceğim” diyordu. “Nereye?” diye sordum. “Bir köy var, o köye yakın bir mağara. Bundan sonra o mağarada beraber yaşayacağız” dedi sırıtarak. “Hayır! Gelmek istemiyorum! Hem sen kimsin, nesin? Söyle bana!” dedim. “Yakında öğreneceksin” dedi ve bir anda kayboldu. Bu ses hayatımda duyduğum en ürkünç ve en korkutucu sesti. Bir kurt ciyaklamasını andırıyor gibiydi.

Dördüncü Gün: Gece tedirginlik içinde odanın bir köşesine sinmiş, titreyerek otururken içim geçmiş. Ezan sesini duyunca uykum ağır olmasına rağmen uyanmıştım. Sabah ezanı okunmaya başlayınca hemen üstümü giyip camiye gittim. Cami imamına başımdan geçenleri anlattım. “Evde mahrem yerleriniz açık gezdiniz olur mu?” diye sordu. Ben de biraz utanarak “Evet” dedim. “Size bir kadın cin aşık olmuş gibi görünüyor” dedi. Duyduklarıma inanamıyordum. Ben öyle inançlı birisi de değildim, dua falan da bilmezdim. “Peki ne yapacağız imam efendi?” diye sordum. “Benim bu konu hakkında çok bir bilgim yok. Bu muhitte bir hoca var, nefesi kuvvetli derler. Oraya git” dedi. İmamın tarif ettiği hocaya gittim. Geçenleri bir bir anlattım. Beni dikkatle dinleyen hoca, “İmam doğru demiş, sana bir kadın cin aşık olmuş. Acaba Müslüman mı, kafir mi? Hangi kabileden olduğuyla ilgili bir şey söyledi mi?” diye sordu. “Ne bileyim hocam, birebir konuşmadık ki” dedim. “Tamam, şimdi anlayacağız” dedi. Beni yere oturtup önüme bir tas sıcak su getirdi. “Suyun içine tükür” dedi. Tükürdüm. Sonra biraz kül koydu su dolu kabın içine. Üzerime bir örtü örttü ve gözlerimi kapamam gerektiğini söyledi. Bundan sonra yaptığı işlemleri göremedim ama bir şeyler daha yapıyordu. Sonra anlamadığım Arapça kelimeler söylemeye başladı. Merakıma yenik düşüp gözlerimi açtım. Üzerime örttüğü örtü son derece ince olduğundan odayı görebiliyordum. Hocanın sağında ve solunda iki tane büyük karartı vardı. Hocanın arkasındaki aynaya baktığımda neredeyse bir çığlık atacaktım. Benim arkamda üç tane karartı vardı. Yüzleri öylesine korkunçtu ki bağırmamak için kendimi zor tuttum. Hoca gözlerimi açtığımı anlamış olacak ki “Kapat!” diye bağırdı. Kapattım. Sesleri dinlemeye başladım. “Bu faniye bulaşmanın yasak olduğunu bilmez misiniz?” dedi hoca. Bir kadın sesi, “Biliriz elbet ama onun da evin içinde avret yerleri açık gezmemesi gerektiğini bilmesi lazım. Avret yerleri açık gezince koruyucu melekleri onu yalnız bırakır, biz de onu rahat rahat görürüz” dedi. O kadar ürkünç bir sesti ki kulaklarım zor dayanıyordu. “Zavallıyı rahat bırakın! Avret yeri açık gezse bile ona musallat olmanıza bahane değil!” dedi hoca. “Bırakmayız! Kızım da burada, onu seviyor! Onu alacağız!” dedi. Hoca, “Onun ruhu sadece onu Yaratan’a döner, bunu bilirsiniz” dedi. Varlık iğrenç sesiyle “O zaman biz de bedenini sömürürüz!” dedi. Bağırışmalar başladı, müthiş bir gürültü kopuyordu. Hoca bağırdı, “Evladım bunlar kafir cinler ve kalabalıklar! Benim bunlarla uğraşacak gücüm yok!” dedi ve sesi kesildi. Hemen örtüyü üzerimden attım. Ortalık fena halde dağılmıştı. Koşarak eve gittim. Eşyalarımı toplayıp gitmek istiyordum. Salondan akvaryumun kırılma sesi geldi. Umursamadım, sadece kaçmak istiyordum. Sonra bir kadın çığlığı duydum. Öylesine korktum ki ayağa kalkıp hole dönünce onu gördüm. Ayakları ters, gözleri şaşı ve dişleri çok sivriydi. Dudakları yoktu ve gözleri simsiyahtı. Bana doğru geliyordu. “Sen bana aitsin!” dedi. Gözlerimi kapatıp besmele çekmeye başladım. Bir dua öğrenmediğim için o kadar pişmandım ki… Oysaki annem ve babam beni küçükken Kur’an kursuna yazdırmıştı ama ben her seferinde kaçmıştım. Gözlerimi tekrar açtığımda yaratık kaybolmuştu. Geri gelecek biliyorum. Kaçmak bir fayda sağlamayacak. O yüzden şu an sadece oturup bu satırları yazıyorum. Çağla, bana bir şey olursa günlüğümü okuyacağını biliyorum. Şunu bilmeni isterim ki seni gerçekten çok sevdim. Sana bunları anlatmak istedim ama deli olduğumu düşünmenden korktum. Olaylar o kadar hızlı gelişti ki ben bile ne olduğunu anlayamadım.

(Çağla’nın anlatımıyla devam eder)

Günlüğe yazılanlar burada son buluyordu. O sabah Mert mesajlarıma ve aramalarıma cevap vermeyince onu aramaya başladım. İş yerini aradığımda işe gitmediğini öğrendim. Bir ümit evine gittim. Son giydiği ayakkabıları kapının önündeydi ama kapıyı açmıyordu. Mert’in yedek anahtarının bir komşusunda olduğunu öğrendim. Komşusu gelip kapıyı açınca içeriye girdim ve şok oldum. Mert’i evde bulamadım ama her yer dağılmış ve duvarlar kan içindeydi. Polisi aradıktan sonra masasında duran günlüğü dikkatimi çekti ama herhangi bir delile zarar vermemek için ellemedim. Geçen hafta polislerden aldığım günlükte yazanlar sayesinde gerçeği öğrendim. Polis, Mert’in evinde yaptığı detaylı aramada kapı zorlaması, cam kırılması ve benzeri bulgulara rastlanmadığını söylüyor. Yapılan incelemeler doğrultusunda evin her yerinde bulunan kanların Mert’e ait olduğu belirlendi. Bu kadar fazla kan kaybeden birinin yaşaması mümkün olmadığı için emniyet yetkilileri Mert’i ölü kabul edip aramıyorlar. Evin duvarlarında Mert’in tırnak izlerine rastlandığı için polis boğuşma ihtimali üzerinde duruyor. Bütün bunların mantıklı açıklaması yok biliyorum. Polis de günlükte yazanlardan dolayı psikolojik rahatsızlığı olabileceğinden şüphelendi. Mert’imi onlar götürdü biliyorum ama bir gün geri dönerlerse diye korkuyorum ve Mert’i çok özlüyorum. İlk birkaç gün kendimi arkadaş grubumla beraber bir bağ evine attım. Burada insanlarla beraber yaşadım, tek başıma kalamıyordum. Başıma bir şey gelmesinden korkuyordum. Şimdi ise geceleri arkadaşlarımın evine gidiyorum.

Views: 9

İlginizi Çekebilir:Cin Çağırma Ritüeli | Gerçek Korku Hikayesi
share Paylaş facebook pinterest whatsapp x print

Benzer İçerikler

Our Love With the Jinni Named Ezra | True Horror Story
Ezra Adlı Cinle Yaşadığımız Aşk | Gerçek Korku Hikayesi
Jinn Haunting While Trying to Help | A True Horror Story
Yardım Etmek İsterken Musallat Olan Cinler | Gerçek Korku Hikayesi
The Power I Stole From the Fortune Teller | True Horror Story
Falcıdan Çaldığım Güç | Gerçek Korku Hikayesi
The Magical Gold on the Mountain | Horror Story
Dağdaki Büyülü Altın | Korku Hikayesi
The Curse of the Luck Spell | A True Horror Story
Şans Büyüsünün Laneti | Gerçek Korku Hikayesi
The Grimoire in Box #13 | A True Horror Story
13 Numaralı Kasadaki Büyü Kitabı | Gerçek Korku Hikayesi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paranormal Dergi. | © 2025 |