Ezra Adlı Cinle Yaşadığımız Aşk | Gerçek Korku Hikayesi

Gerçek Korku Hikayesi | Köy ormanında karşılaştığı Ezra’ya aşık olan Evren’in, onun bir cin olduğunu anlamasıyla yaşadığı dehşet dolu, gerçek bir korku hikayesi.

Herkese merhabalar, ben Evren. Sizlere başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum. Eskiden köyde yaşıyordum. Yani köyde yaşamamın birçok sebebi vardı eskiden ama asıl sebeplerinden birisi de ailemdi; annem ve babam köydeydi. Şimdi onları da orada yalnız bırakmak istemediğimden dolayı ben de mecburen köyde yaşıyordum. Açıkçası çok da büyük bir şikayetim ya da bir sorunum yoktu köyde yaşamayla ilgili.

Üniversiteye gidene kadar bir sene çalışmaya ara verdim. Normalde babamın tarlası vardı ve orada ben de babamla birlikte çalışıyordum. İyi oluyordu ama mecburen sınav için bir süre ara vermiştim. Üniversite sınavından sonra üniversiteler için seçimlerimi yaptım ve ilk yazdığım yere gitmiştim zaten. Dört sene üniversitede okudum, askerliğimi de yaptım ve köye öyle döndüm. Normalde çalışmak için şehre gidecektim. Şimdiki gibi değildi köyler; cidden yerleşimi bile doğru düzgün olmayan, sürekli elektrikleri kesilen bir yerdi aslında. Yani şu anki köyler gibi değildi. O yüzden ben de çok fazla çile çekmemek için şehri düşünmüştüm ama ailem de çok sıcak bakmamıştı.

Zaten babama çok demiştim aslında: “Evi, traktörü, arsaları sat, şehre yerleşelim. Ya bir iş kurarız ya da ikimiz bir işe girer, gayet iyi bir şekilde geçinir gideriz,” demiştim ama babam buna yine çok sıcak bakmamıştı. Yani babam eski tip babalar gibi, biraz at gözlüğü bulunan bir adamdı. Ama buna bir şey diyemiyordum çünkü sonuç olarak o benim babamdı ve benden yaşça da büyüktü. O yüzden bu fikrim hakkında ne ısrar edebiliyor ne de başka bir şey diyebiliyordum. O yüzden ben de onlar da köyde kalmaya devam etmiştik. Ben de bu sürede işleri babamdan devralmış ve artık tamamen ben işletiyordum. İşçileri ben çalıştırıyor, onların hakkını ben veriyordum. Artık koca adam olmuştum haliyle.

O sırada sürekli köydeki kızlara bakıp hayırlı bir kısmet arıyordum ama tabii üniversite okuduğum için çok fazla benim anlaşabileceğim tarzda bir insan yoktu. Ben çok fazla kasmasam da herkesin annesi gibi benim annem de olayı biraz abartıyor, sürekli kız bakıp kız anlatıyordu bana. Bir noktadan sonra artık canım sıkıldığı için bu durum, annemin benim için kimseyi bulmamasını istediğimden dolayı onu karşıma alıp konuşmaya başladım bu konu hakkında. “Annem,” dedim, “bak şimdi, iyi hoş sürekli bana kız anlatıyorsun, kız gösteriyorsun. Belki bu senin için doğru olabilir, ne de olsa oğluna ev bark kuracaksın ama cidden bu iş böyle olmaz. Bunun bir üslubu, adabı var. Bırak bana da ben bulayım evleneceğim kadını. Sen boş yere kendini yorma, ben hallederim. Daha kafama yatan bir kız bulamadım. Eğer köyden çıkmazsa sen başka köylere de bakarsın ama önce bir bırak da ben kendim bakayım.” Annem, “Tamam o zaman,” dedi ve beni anlayışla karşılayıp bir daha bana kız anlatmadı.

Ben de cidden o gün anneme söz verdiğim gibi yapıp kendim kız bakmaya başladım. Bakmaya başladım derken, dışarıdan gözle bakıyordum, süzüyordum. Eğer kafama yatan birisi olsa zaten direkt anneme anlatacaktım ama hiç kimse olmamıştı. Ya birisinin huyu güzel olmaz, ya birisi paragöz olur ya da inatçı olur… Böyle böyle hiçbir kızı onaylamamış, istememiştim. Ben tam anneme bu durumu anlatıp, “Anne, kafama yatan hiç kimse olmadı, sen bak,” diyecekken o gün annesiyle birlikte birisi uğramıştı köye.

O gün sabah bakkala sigara almak için uğradığımda görmüştüm. Onlar da ekmek ve atıştırmalık birkaç bir şey almıştı. Ben tam sigarayı elime almışken onlar da elinde ekmekle içeriye girmişti. Kız ile kısa bir süre de olsa bakışmıştık ve istemsiz olarak arkamı tekrar döndüğümde kız da başını bana çevirmiş bakıyordu. Gerçekten de çok inanılmaz güzeldi. Ben arabaya dönerken kıza bakıyordum ama en sonunda istemsiz de olsa arabaya bindim ve başımı yoldan çevirip ilerlemeye başladım. Giderken de dikiz aynasından onların çıktığını görmüştüm. Kendi kendime, “Allah Allah, acaba buraya yeni mi taşındılar ki?” diye düşünüyordum.

Ben böyle düşüne düşüne tarlaya kadar gelmiştim bile. Tarlada bile o kızı düşünüyordum, buna hiçbir şekilde engel olamıyordum. Yani sürekli aklıma geliyor, işe tam olarak odaklanamıyordum. Doğru düzgün işleri de yapamadığımdan dolayı çalışan arkadaşlara dönüp, “Siz halledin arkadaşlar,” dedim ve traktörün koltuğuna kendimi attım ve kızı düşünmeye başladım. Cidden kendimi değişik hissediyordum, galiba o kıza aşık olmuştum. İşte şaşkınlığım bu yüzdendi. İlk defa böyle bir şey yaşadığımdan dolayı bu duruma aşırı takılmıştım. Böyle böyle tüm işler bitene kadar düşünmüştüm, doğru düzgün iş yapamamıştım bile.

Akşam oldu. İş çıkışında tüm herkesin paralarını verdikten sonra ben de eve dönmeye başladım. Heyecanlıydım çünkü anneme artık birisini söyleyecektim ve artık annem de bir kızın yanına gidip tanışmaya çalışacaktı. Eve geldiğimde sofradayken ben de sabahki olanları anlattım. Annem de çok fazla mutlu olmuştu. Bana dönüp, “Kim? Ne zaman gördün? Nereye gittiler?” diye bir sürü soru sordu. Ben de tüm olanları detaylıca anlattım anneme. “Daha belirgin bir şey yok anne, sakin ol. Ben ilk bir konuşayım, sen sonra konuşursun,” dedim. O gün bir heyecanla yatağıma geçip uyudum.

Ertesi gün normalde çalışıyor olmama rağmen çok heyecanlıydım. Sabah ezanından bile önce kalkmış, işçileri almak için arabaya binmiştim. Tüm işçileri bir pikaba doldurup tarlaya gidiyorduk. Tam yolda giderken o ilk görüşte etkilenip tutulduğum kızı gördüm. Hemen arabayı yol kenarına çekip kıza seslendim, “Bakar mısın?” dedim. Kız o güzel, ay yüzüyle bana doğru dönmüştü. “Rahatsız etmiyorum değil mi? Nereye gidecekseniz sizi bırakabilirim,” dedim. Kız, “Olur,” dedi ve alımlı bir şekilde arabaya bindi. Yolda giderken gayet güzel bir şekilde konuşmuş ve hatta onun ismini bile öğrenmiştim: Ezra. Yabancı olduğu belliydi zaten, konuşması da tam düzgün değildi ama olsun, kimin umurundaydı ki? Sonuç olarak ona aşık olmuş ve onu seviyordum.

Kızla sohbet ederken incir ağaçlarıyla dolu bir yere gelmiştik. Ezra bana dönüp, “Burada dur, artık daha fazla gelme. İşim var, bir yere geciktim,” deyip aceleyle indi. Ama kızın ne telefon numarasını alabilmiş ne de haberleşebileceğimiz bir yol bulabilmiştim. Çok geç kalmıştım. İşçiler de bekliyordu. Hemen gerisin geri arabayla birlikte dönmüştüm. İşçileri alıp geri tarlaya geldiğimde aklımda hala o kız vardı, doğru düzgün çalışamıyordum bile. Ben de en sonunda, “Zaten patronum ya, ne olacak?” deyip bir ağacın gölgesine oturup işçileri izlemeye başladım.

Tüm işler akşama doğru bitmişti ama daha hava kararmamıştı. Ben de işçilerin yevmiyelerini verdikten sonra geri işçileri bıraktım ve bir kutu sigara alıp, “Öyle orman tarafından bari yürüyüş yaparak kafamı dağıtırım,” diye düşündüm. Normalde her zaman bu ormana gelir giderdim ama bu seferki içimde ve ormanda resmen değişik bir ortam vardı. Yaz ayı olmasına rağmen soğuk ve kasvetliydi. Ben buna çok aldırış etmemiştim çünkü “Ormandır,” deyip geçmiştim aslında. Bir yandan sigaramı içiyor, bir yandan da kızı düşünüyordum. Kendi kendime, “Allah Allah, acaba cidden ben bu kıza vuruldum mu? Bu kadar hızlı olur mu?” diye düşünmüştüm.

O an nasıl oldu bilmiyorum ama çok fazla yürüdüğümü ve yorulduğumu hissettim. Bir ağacın altına oturup soluklanmaya karar verdim. Oturur oturmaz gözlerim ağırlaştı ve kapandı. Kendimi resmen o anda kontrol edemiyordum. Rüya ve gerçeklik benzeri arasında bir şey görmüştüm. Aynı zamanda rüyamda bu ormanın içerisindeydim ve yolumu bilmeden, sanki birisi beni kontrol ediyormuş gibi ilerliyordum. Bayağı bir yürümüş ve en sonunda bir ateşin yanına kadar gelmiştim. Ateşi incelerken dikkatimi çeken ilk şey, ateşin etrafında gezinen ve resmen salak salak dans eden varlıklardı. Salak saçma diyorum ama sanki bir ayin yapıyorlarmış gibi dans ediyorlardı, hepsi bir düzen içerisindeydi. Ben onlara hayretler içerisinde bakarken hepsi birden bana döndü. Hiçbir şekilde hareket edemeden bakıyordum. Normalde kendimi kontrol edebilsem büyük ihtimalle son gaz oradan kaçardım ama hiçbir şekilde hareket edemiyordum ve ağzımı dahi kıpırdatamıyordum. En sonunda o şeylerle bakışmamız çok sürmemiş ve ağır ağır, resmen süzülerek bana doğru gelmeye başlamışlardı. Fakat ben hala kıpırdayamıyordum. Nihayet o şeylerin hepsi çember halinde beni ablukaya almışlardı. Aynı ateşin etrafında döndükleri gibi benim de etrafımda dönüp bir şeyler mırıldanarak dans etmişlerdi. Bu ayinleri birden bitmiş ve hepsi birden dağılmışlardı.

Ben gözümü açtığımda o en son yattığım ağacın altındaydım ve hava da bayağı bir kararmıştı. Ben etrafımı inceleyip geri nasıl gideceğimi düşünürken o kızı görmüştüm. Tam karşımda, o güzelliği ve masumluğu ile bana doğru hafif tebessümlü bir şekilde bakıyordu. Ben hemen seslenip, “Burada, bu saatte ne yapıyorsun?” diye sordum. Kız bana çok masum bir şekilde, “Benim evim zaten burası ve sen de artık bundan sonra benimsin,” dedi. Ben şaşkın bir şekilde, “Nasıl yani?” dedim. Kız yanıma doğru resmen bir melek gibi, o üstündeki hafif çamurlu beyaz elbiseyle süzülürcesine geldi. Dibime kadar sokulup bana elini uzattı. Ben de hemen, sanki bunu bekliyormuş gibi elimi uzattım ve onun elini tuttum. Kız, “Bu gördüklerini sakın kimseye söyleme yoksa bizi ayırırlar ve artık seninle görüşemeyiz,” dedi. Ben “Tamam,” diyordum sadece. Sanki Ezra beni o güzelliğiyle büyülemişti, gerçek manada büyülemişti. Bana bakıp, “Her gece buraya gel. Her gün akşam burada buluşup konuşabiliriz,” dedi. Bunları derken sakindi ama birden sinirlenip, “Eğer gelmezsen ben senin yanına gelirim ve o zaman senin için iyi olmaz!” dedi. Ben başımı sallayıp “Tamam,” dedim.

Sabaha kadar onunla ormanda hiçbir şey demeden dolaşmıştık. Sabah ezanına 5-10 dakika kala Ezra, “Canım, artık benim gitmem gerek,” dedi ve başka hiçbir şey demeden uzaklaştı. Onu takip etmek istemiştim ama tıpkı rüyamdaki gibi kıpırdayamıyordum. Ortalıktan kaybolana kadar hareket edememiştim. En sonunda o gözden kaybolunca ezan da okunmuştu ve ben de birden hareket etmeye başlamıştım. Kendime gelir gelmez direkt koşarcasına hızlı bir şekilde eve gittim. Allah’tan daha bizimkiler uyanmamıştı. Ben saate baktığımda işçileri almam gerektiğini gördüm ama çok fazla yorgun olduğumdan ve uykusuz olduğumdan babamı uyandırıp onun gitmesini söyledim. O da beni kırmamış ve “Tamam,” demişti. Ben tam yatacakken elimde kırmızı bir kına olduğunu görmüştüm. Ben ona bakarken bir yandan da, “Allah Allah, acaba bu ne zaman sürüldü?” diye düşünüyordum ama öyle bir zaman zarfı bulamıyordum. En sonunda düşünmekten de yorulmuş ve pes etmiştim. Neredeyse öğlene kadar uyumuştum.

Uyandığımda iştahım yoktu. Sadece bir an önce akşam olsun da ormana gideyim ve onu göreyim düşüncesi vardı aklımda. Akşama kadar boş boş durup vakit geçirdikten sonra akşam namazına yakın bir saatte evden çıkmış, ormana doğru yürüyordum. Rotam doğrultusunda ormana giderken cami de vardı yolumun üzerinde. Ben tam ormana doğru giderken caminin imamı Recep Hoca beni görmüştü. “Ooo Evren, ne yapıyorsun aslanım?” dedi. Ben bir anda karşıma çıkıp sorduğundan dolayı, “Hocam, öyle dolanmaya çıkmıştım ya, ormana gideceğim, canım sıkkın,” dedim. Recep Hoca beni baştan aşağı kadar süzdükten sonra, “Tamam hadi bakalım, dikkat et,” dedi ve camiye doğru gitmeye başladı. Ben de hocanın gitmesiyle ormana doğru yolumu aldım. Aklımda sadece o anda Ezra vardı. “Acaba ya yoksa?” diye düşünmüyor değildim.

En sonunda nihayet ormana gelmiş ve geçenki beklediğim yere gitmiştim. Ben tam etrafıma bakınıp “Ezra nerede?” diye düşünürken karşı tarafımdan süzülürcesine, melek gibi geliyordu. Ben onu görünce bir anda heyecanlanmıştım. Benim yanıma kadar gelip, “Gelmişsin demek ki,” deyip gülümsedi. Biz yine sabaha kadar onunla birlikte dolaşmıştık ama bu sefer Ezra biraz daha farklıydı. Yerde gördüğü birkaç hayvan leşini ve pisliği kokladı. Bunu koklarken iğrenmesi yerine sanki keyif alıyordu ve bu durum beni illaki bir parça tiksindirmişti. İlk başta gördüğüm o masum kızla şu anki gördüğüm Ezra’nın arasında dağlar kadar fark vardı. Onu bu halde görmek ve ona bakmak istemiyordum. O benim bu halimi nasıl anladıysa bir anda elindeki hayvan leşini bırakıp boğazıma uzun tırnaklarıyla sarıldı ve “Beni bırakamazsın! Eğer benden kaçmaya çalışırsan o zaman senin kabusun olurum!” deyip beni ailemle tehdit etmişti. Sabaha kadar resmen Ezra bana kabus yaşatmıştı. Yine sabah ezanına yakın gitmişti.

Sabah ezanı okunduğunda onun bir insan değil de bir cin olduğunu anlamıştım. Aptal kafam… Nasıl bir büyüydü, nasıl bir zihin haliydi bilmiyorum, bunu anlamam birkaç günümü sürmüştü. Biz niye ormanda buluşuyorduk ki? O gün yine işçileri Allah’tan babam götürecekti. Eve gittiğimde elimde bu sefer kına yoktu. Normalde bir kınanın elden geçmesi çok uzun sürerdi ama bir günde geçmişti. Ben kendimi yine yatağıma atmış ve ikindiye kadar uyumuştum.

Ertesi gün kalktığımda belki içim rahatlar diye birkaç rekat namaz kılmıştım. Akşam olmasını hiç istemiyordum ama ne yazık ki olmuştu. Ama bu sefer ormana gitmeyecektim, evde duracaktım. Yatsı ezanı okunduktan birkaç saat sonra yatağıma geçmiştim çünkü artık babam yerine ben gidecektim, işçileri ben alacaktım. Ama ne yazık ki uykumdan beni o Azra denen cinni uyandırmıştı. Ben daha gözlerimi açıp ne olduğunu anlayamadan boğazıma yapışmış ve “Bugün neden gelmedin? Benden kaçamazsın!” deyip bana resmen işkence etmişti. Bir süre sonra artık nefesim kesilmiş ve gözlerim hafif hafif kararmaya başlamamıştı. Tam o sırada babam odaya girmiş ve ışığı açmıştı. Ben kendimi kontrol edip odada Ezra’yı aradım ama hiçbir yerde yoktu ve bir anda kaybolmuştu. Babam bana boş boş bakıp, “Oğlum ne oluyor lan? Uykunda resmen birisi seni boğazlıyor gibi bağırıyordun,” dedi. Ben tam babama dönmüş bakarken Ezra’yı babamın arkasında, koridorda korkunç bir şekilde gülerken görmüştüm. Babama bir anda bağırıp, “Baba, senin arkanda!” dedim. Babam panikle arkasına dönmüş bakmıştı ama hiçbir şey yoktu. Resmen çıldırma aşamasına gelmiştim. Babam yanıma gelip sanki küçük bir çocukmuşum gibi başımı okşadı ve “Oğlum, rüya o, çok fazla takılma,” dedi ve başımda biraz daha bekleyip yatak odasına gitti.

Sabaha kadar ışık açık bir şekilde dua ederek durmuştum. Sabaha karşı aklıma camiye gidip Recep Hoca’yla görüşmek geldi. Yardım istemeliydim. Babama, “Ben biraz kötüyüm,” deyip ona vermiştim anahtarları. Babam gittikten sonra ben de abdestimi alıp arkama bile bakmadan direkt camiye gittim. Allah’tan o gün pek bir cemaat yoktu ve namazlarımızı kıldıktan sonra hocaya durumu anlatma fırsatım oldu. Hoca bilmiş bir şekilde, “Oğlum, ben sende bir haller olduğunu anlamıştım ama bu kadar büyük bir şey olduğunu düşünememiştim. Gel şu işi halledelim,” deyip beni kendi evine götürdü. Recep Amca yaşını bayağı almış bir hocaydı ve bu konularda çok iyi olduğunu bildiğimden dolayı ona güvenebilirdim.

Evine gittiğimizde Recep Hoca beni küçük bir odaya götürüp bakır bir kasede tütsü şeklinde bir şeyler yakıp ona bir sıvı ekledi ve yüzük parmağımdan birkaç damla kan akıttı. Sonra ona neredeyse saatlerce dua okuyup okuyup üfledi. En sonunda o tastan duman gelmediğinde elini “Bismillah” deyip daldırdı ve elime sürdü. Bana bakıp, “Evladım, bunu diğer sabah ezanına kadar elinden yıkama. Gerekirse tuvalet ihtiyacını bile sık ya da elini yıkama. Diğer sabah ezanında da elinden bunu yıkadıktan sonra abdestini al ve düzenli bir şekilde namazını kıl,” dedi.

Ben aynen Recep Hoca’nın dediği gibi yapıp diğer sabah ezanına kadar o şeyi yıkamadım. Sonraki gece sabah ezanı okunduktan sonra o şeyi yıkadım. Normalde yeşil olan o şey, benim her yıkamamda kırmızı kına gibi elimden akıyordu. En sonunda onu geçirdikten sonra abdestimi aldım ve namazımı kıldım. O günden sonra düzenli bir şekilde günde beş vakit namazımı kılmaya başlamıştım. Başıma şükür ki bir şey gelmemişti. Bunu söylemek ve de tam olarak ne olduğunu sormak için Recep Hoca’nın yanına gitmiştim. Hoca, “Oğlum, sana dişi bir cin aşık olmuş ve kına yakmışlar. Göz perdesi olmayanlar onu görebilir sadece. Senin sahiplenildiğini gösterir o kına. Allah’ın izniyle hallettik ama sen yine de odanda Kur’an’ı, dilinden duanı eksik etme,” dedi.

Yani o cinninin bana yaktığı kınayı Recep Hoca bozmuş oldu. Allah’ın izniyle onun sayesinde bu zor durumu atlatabildim.

Views: 46

İlginizi Çekebilir:Cin Düğününe Davet | Gerçek Korku Hikayesi
share Paylaş facebook pinterest whatsapp x print

Benzer İçerikler

The Sarcophagus Curse | True Horror Story
Lahdin Laneti | Gerçek Korku Hikayesi
The Tenth Sacrifice | True Horror Story
Onuncu Kurban | Gerçek Korku Hikayesi
The Power I Stole From the Fortune Teller | True Horror Story
Falcıdan Çaldığım Güç | Gerçek Korku Hikayesi
Jinn Summoning Ritual | A True Horror Story
Cin Çağırma Ritüeli | Gerçek Korku Hikayesi
The Hüddam's Grave | A True Horror Story
Hüddamın Mezarı | Gerçek Korku Hikayesi
The Jinn Bride | True Horror Story
Cin Gelin | Gerçek Korku Hikayesi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paranormal Dergi. | © 2025 |