Cinli Gömü | Korku Hikayesi

Korku Hikayesi: Mustafa ve Burhan’ın yeri sürekli değişen bir gömüyü bulmaya çalışırken karşılaştıkları cinli olaylar, aldıkları ürkütücü uyarılar ve Yusuf Abi’nin ibretlik hikayesi anlatılıyor.

Mustafa Emmi, “Bir haftadır orada fink atıyoruz, bir tuhaflık var bu işte. Sürekli definenin yeri değiştiğini söylüyor. Dedektör de bozuk değil ki,” dedi. Mustafa uzun uzun düşündü. Bu işte cinlerin bir parmağının olduğunu biliyordu. Bunu daha önce diğer define arayanlardan duymuştu. Burhan’a döndü ve, “Bir hoca bulmak lazım Burhan, ancak o bu işin üstesinden gelir,” dedi.

Ertesi gün, horozların daha yeni ötmeye başladığı saatlerde ayaklandılar. Köydeki bir hocanın yanına gittiler. Kapıyı bir iki kere tıkladıktan sonra hoca sonunda kapıyı açtı. “Hoş geldiniz Mustafa. Hayırdır sabah sabah? Önemli bir şey olmadı ya?” diye sordu. “Sana hayırdır Hoca Efendi,” dedi Mustafa.

Hoca, Mustafa ve Burhan’ı içeri davet ettikten sonra onların önüne birer bardak çay koydu ve oturdu. Sabah sabah ne diye geldiklerini merak ediyor, aklına hayırlı şeyler gelmiyordu. Merak ve hafif bir kaygı içinde sordu: “Dökül hele derdini Mustafa.”

Mustafa derin bir iç çekti, Burhan’a baktı. Burhan da ‘hadi’ anlamında kafasını salladı. Mustafa da ağzındaki baklayı çıkardı: “Hoca Efendi, sana buralarda ‘Hoca’ derler ama hoca mısın değil misin kimse bilmez. Yıllardır sadece okuyup üflersin; hamile kalsın diye, şifa olsun diye… Üfürükçüsün aslına bakarsan ama sana hep Hoca Efendi demişiz.”

Hoca, Mustafa’nın bu lafına bozuldu ama belli etmedi. Ne de olsa belli yerlerde haklıydı Mustafa. “Biz köyün çıkışında, bir kilometre kala, sahipsiz bir arazide gömü bulduk ama gömü sürekli oynuyor. Bildiğim kadarıyla cinlerdendir, öyle duymuştum önceden. Bir türlü alamıyoruz gömüyü. Sen var gel, oku üfle, bize yardım et. Gömünün üçte birini sana vereceğiz.”

Hoca sakalını sıvazladı ve düşünmeye başladı. Daha önce böyle bir işe girmemişti ama işin ucunda malın üçte birinin onun olacağını duyunca işi almaya karar verdi. “Tamam, önce size koruma büyüsü yapacağız,” dedi. Onlardan bir kavanoz keçi kanı ve Mustafa ile Burhan’ın fotoğraflarını istedi. Bir iki gün sonra istedikleri geldi. Büyü yapmaya koyuldu. Keçi kanını Mustafa’yla Burhan’ın alınlarına sürdükten sonra, Mustafa ve Burhan’ın hangi dilde olduğunu anlamadığı bir şeyler okuyup üfledi. Fotoğraflarını kaynar suda ısıtıp on parçaya bölerek kan içinde yüzdürdü. Daha sonra bu kan ile iki tane vefk yazdı. Birkaç şey daha okuduktan sonra, “Büyü tamamdır. Bu yazdığım muskaları yanınızdan ayırmayın sakın. Akşam beni gömünün oraya götürün. İlk önce hangi cinin bunu koruduğunu öğrenmem lazım, ona göre büyü yapacağım,” dedi.

Akşam oldu ve gömünün bulunduğu yere gittiler. Hoca, gömünün olduğu yere önceden büyülediği bir kazık sapladı. “Bunu da aklı kaçmasın diye yaptım. Bakalım hangi cin,” dedi. Kendince bir şeyler fısıldadı ve gözleri yukarıya kaydı. Bu dünyadan soyutlanmıştı. “Hayır, hayır…” diye söyleniyordu. Kendine geldiğinde, “Tek bir cin değil bu gömüyü koruyan. Bunlar grup halinde dolaşan cinlerden,” dedi. “Çok büyük bir hazırlık lazım. Ben iki gün sonra tekrar gelirim, hazırlığım anca iki güne biter,” dedi.

O sırada Burhan’ın telefonu çaldı. “Allah Allah, Mustafa Emmi evden arıyorlar. Evde kimse yok ki?” Telefonu açtı fakat ses gelmiyordu. Burhan korktu ve bu korkunun etkisiyle telefonu tamamen kapattı. Tam yürümeye başlamışken telefon tekrar çaldı ama bu sefer telefonu bataryası çıkardı. Telefon çalmaya devam ediyordu! Mustafa ile Burhan birbirlerine korkarak baktılar. “Uzaklaşalım yeğenim, yürümeye devam et gözünü seveyim,” dedi Mustafa.

Ertesi gün Mustafa, uzaktan tanıdığı birini ziyarete gitmeye karar verdi. O da define işlerine bulaşmıştı gençken ve zenginleşmişti. Ondan akıl almak istemişti. Evine vardığında adam kapıyı kısa sürede açtı. “Hoş geldin Mustafa, hoş geldin.” “Hoş bulduk Yusuf Abi.” Yusuf, Mustafa’yı içeri buyur ettikten sonra Mustafa ne için geldiğini izah etti. Yusuf derin bir “of” çekti, başını ‘hayır’ anlamında salladı. Kendi kendine söylendi ve sonra anlatmaya koyuldu:

“Bak Mustafa, gençken bu işlere çok hevesliydim. Bir gömü buldum ve bunun cinlerin koruması altında olduğunu öğrendim ama pes etmedim. Kısa yoldan zengin olma fikri çok cazip gelmişti, tıpkı şu an sana cazip geldiği gibi. Hocaya gittik, büyüler yaptırdık. En sonunda gömünün sahibi olduk. Bir dükkan açtım bu gömü sayesinde. Köyün zenginlerinden biriydim, herkes malımla mülkümle tanırdı beni. Bakma şimdi bu kadar yıkık dökük olduğuma.”

“Gömüyü aldıktan sonra dükkan açtım dedim ya… Dükkanı açtıktan iki ay sonra, bize gömüyü çıkarmamıza yardım eden hoca, evinde kendini asmış bir halde bulundu. Bir sene geçti aradan. Gece eve döndüğümde karımı, çocuklarımı, kayınpederimi evde ölü halde buldum! Gördüğümü görsen kafayı yerdin. Onlar çarpılmış gibiydi. Hatta gibi de değil, bana sorarsan çarpılmışlardı! Kolları bacakları ters dönmüş, çok tuhaf bir hal almıştı yüzleri, mosmordular zaten. Bunalıma girmişken üç sene sonra da bütün malımı kaybettim. Şimdi gördüğün gibi burada, bu fakirhanede yaşıyorum. Sen kendi kendime mi bu hale geldim sandın? Herkes öyle düşünüyor ama aslı bu işte.”

“Sana vereceğim öğüdü iyi dinle: Onlardan uzak dur! Senin onların elinden aldıklarını almakla bırakmazlar; aileni, her şeyini elinden alıp seni bir başına korlar. Her gece ‘delirmedim’ diye şükreder hale gelirsin.”

Mustafa şaşkın ve korkmuş gözlerle dinliyordu Yusuf’u. Çok etkilenmişti. Bu boş hevesin hayatına mal olma ihtimali bile onu çok derinden etkilemiş, korkutmuş ve kahretmişti. ‘Zenginlik güzel hayal ama ya hayatım?’ diye düşündü. “Peki Yusuf Abi,” diyerek hocayı işi iptal etmek amacıyla aramak için dışarıya çıktı.

Hoca ile konuştuktan sonra arkasını döndü ve kapıya vurdu. Açan olmadı. Camdan baktı, ev bomboştu, eşyalar dahi yoktu! “Allah Allah!” dedi kendi kendine. Kalbinin atışı hızlanmıştı, korkudan elleri ayakları titremeye başlamıştı. “Nasıl olur? Hayal mi gördüm ben?” diye kendi kendine söyleniyor, gözlerini ovuşturup sürekli camdan içeri bakıyordu.

Tam sırtını dönmüştü ki köyden biri seslendi: “Neye baktın kardeşim?” “Yusuf Abi’ye baktım emmi ama daha demin konuştuk, şimdi kayboluverdi. Anlamadım bir şey,” dedi telaşlı bir ses tonuyla. Köylü acı bir şekilde tebessüm etti: “Kardeş sen delirmişsin herhalde! Bizim Yusuf üç gün önce canına kıydı.”

Views: 10

İlginizi Çekebilir:Onuncu Kurban | Gerçek Korku Hikayesi
share Paylaş facebook pinterest whatsapp x print

Benzer İçerikler

The Power I Stole From the Fortune Teller | True Horror Story
Falcıdan Çaldığım Güç | Gerçek Korku Hikayesi
Jinn Haunting While Trying to Help | A True Horror Story
Yardım Etmek İsterken Musallat Olan Cinler | Gerçek Korku Hikayesi
The Tenth Sacrifice | True Horror Story
Onuncu Kurban | Gerçek Korku Hikayesi
Haunted Villa Construction | A True Horror Story
Musallatlı Villa İnşaatı | Gerçek Korku Hikayesi
The Grimoire in Box #13 | A True Horror Story
13 Numaralı Kasadaki Büyü Kitabı | Gerçek Korku Hikayesi
Our Love With the Jinni Named Ezra | True Horror Story
Ezra Adlı Cinle Yaşadığımız Aşk | Gerçek Korku Hikayesi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paranormal Dergi. | © 2025 |