Dedemin Günahı Yüzünden | Paranormal Hikaye

Paranormal Hikaye | Özet: Geçirdiği sara krizi sonrası ruhu korkunç bir boyuta geçen Esma’nın, dedesinin geçmişteki günahı yüzünden intikamcı bir varlık tarafından çektiği akıl almaz işkenceler ve trajik sonu.

Gece gündüze karışırken Kahraman ailesinin kadınları sofrayı hazırlamış, erkeklerinin gelmesini bekliyorlardı. Gülşah, kızı Esma’ya seslenerek artık yanlarına gelmesi için uyarıyordu ama Esma’nın şu anda annesini duyması imkansızdı. Geçirdiği sara krizi yüzünden yerde tir tir titriyor, birisinin kendisini görüp yardım etmesi için Allah’a yalvarıyordu. Sanki görünmez bir el kalbini avuçlarının arasına almış, son gücünü alıncaya kadar sıkıyordu.

“Allah’ım yardım et, ne olur birisi beni görsün! Daha fazla dayanamıyorum…” içinden bu duaları ederken sara krizi daha da artmaya, ağzından çıkan salyalar yüzünden boğazına doğru akmaya devam ediyordu. Televizyondan duyduğu kadarıyla yan tarafına dönse bir şekilde kurtulma şansı olabilirdi ama bir güç bunu yapmasını engelliyordu. “Nefes alamıyorum Allah’ım, yardım et ne olur!” Vücudu artık ritmik bir titreyişe geçmişti. Esma’nın gözleri kararıyor, etrafı bulanık görüyordu.

Gülşah Hanım, kızının gelmediğini gördüğünde elindeki peçeteyi masanın üzerine koydu ve söylenerek kızının odasına doğru yürümeye başladı. “Eh be kızım, bir defa söylediğimde gelsen ne olur? Hep dediğimin tersini yap zaten hep!” Esma’nın odasının önüne gelen Gülşah Hanım, kapıyı bir defada açıp içeriye girdiğinde gördüğü manzara karşısında elini ağzına götürerek çığlık atmış, hemen kızının yanına koşup dizlerinin üzerine çökmüştü. Esma’nın başını dizlerinin üzerine alan Gülşah Hanım, gözyaşları içinde kızının uyanması için yüzüne hafif hafif vururken bir diğer yandan da evin erkeklerine sesleniyordu. Bahçenin demir kapısına asılan çıngıraktan duyulan sesten erkeklerin geldiğini anlamıştı. “Ali Bey! Mehmet! Koşun! Esma yerde yatıyor, koşun!”

Evin erkekleri ne olduğunu anlamadan duydukları sesle Esma’nın odasına doğru korkuyla koşmaya başladılar. Odanın önüne geldiklerinde açık kapıdan gördükleri karşısında ilk önce ne yapacaklarını bilememiş, birkaç dakika sonrasında Esma’nın abisi Mehmet hızla Esma’nın yanına gidip onu kucağına alarak koşar adım arabaya doğru yol almaya başlamıştı. Tüm aile hastaneye gitmek için apar topar evden çıkarken Esma çok farklı bir dünyada, çok korkunç bir boyuttaydı.

Gökyüzünden bembeyaz yağan karların yüzüne vurması uyandırdı Esma’yı. Gözlerini ovup nerede olduğunu anlamaya çalıştı ama başı o kadar çok ağrıyordu ki hiçbir şey anlamıyordu. “Neredeyim ben?” Yavaşça ayağa kalkıp etrafına bakmaya başladı. Görebildiği tek şey bulut gibi bir şeyin üzerinde olduğuydu. Üzerine kar yağdığı için gözlerini üzerine çevirdiğinde bembeyaz tüllerden bir elbise giydiğini gördü. Elbisenin belinde altın işlemeler vardı. “Ben ne zaman bunu giydim? Neredeyim ben?”

Yavaş adımlarla sonsuz bulut yığınlarının üzerinde yürürken bir şey fark etmişti; kar yağdığı halde üşümüyordu. Defalarca bağırmıştı ama kimseden geri dönüş alamamıştı. Yürüdü, yürüdü ve yürüdü… Ne kadar yürüdüğünü kendisi de bilmiyordu. Artık ayakları ağrımaya başlamıştı. Vücudu yavaş yavaş ısınıyordu. Alnından akan terleri silerken neden birden böyle olduğunu anlamaya çalışıyordu. “Anne! Baba! Abi! Neredesiniz? Korkuyorum!” Tam tükenmek üzereyken aniden etrafta karartılar oluşmaya başladı. Bu karartıların bazıları uzun, bazıları kısa boyluydu. Kimisi şişman, kimisi çok zayıftı. Belli ki bir vücuda bürünmemişlerdi ve yüzleri de belirgin değildi. “Kimsiniz? Ne olur yardım edin! Yalvarırım ne olur!”

Kabilesinin başında olan Ahkeran, Esma’nın bu korkmuş hali karşısında daha da güçlendiğini hissediyordu. “Ahmak! Birazdan korkunun alasını yaşatacağız sana! Bu daha hiçbir şey!” Şeytansı varlıklara talimat veren Ahkeran, Esma’nın sonunun olacağı yere götürülmesi emrini verdi. “Zaman intikam vakti! Saniyeler, saliseler, yıllar tükendi! Artık kan alma vakti!” Ahkeran alacağı intikamın hazzını yaşarken, Esma göremediği varlıklar tarafından kolundan tutularak Ahkeran’ın dediği yere doğru götürülmeye başlandı. Esma’nın bağırıp çırpınması boşunaydı, sesini kimse duymazdı.

Fırlatıldığı karanlık bir zindan içinde kolları bacaklarına dolanmış, iki büklüm oturan Esma, başına gelecekleri çaresizce beklemeye başladı. Kaç saattir buradaydı bilmiyordu. “Allah’ım yardım et ne olur…” Gözyaşları kurumaya yüz tutmuşken birden karşısında beliren varlık ile korkudan ayakları geriye gitmeye başladı. “Allah’ım sen beni kötülerin, şeytanın, iblisin, cinlerin şerrinden koru!” Ahkeran kahkahalar atarak Esma’nın yanına doğru çökmeye başladı. Kıpkırmızı gözleri, grimsi pis teni, yara bere içindeki vücudunun içinden çıkan böcekler daha da korkunç bir hal almaya başlamıştı. “İntikam vakti pis insan! İntikam vakti!” Ahkeran, uzun tırnaklı elleriyle Esma’nın saçından tutarak onu karanlık zindanda yerden yere çarparak işkence yapacağı yere doğru götürmeye başladı. Çıt çıkmaz zindanda artık Esma’nın yardım dilenen çığlıkları yükseliyordu. Bu sesi duyan iblis ruhlu cinler, şöleni kaçırmamak için toplanmaya başlamışlardı.

“Hastayı hemen sedyeye alın! Doktor Fırat Bey’e haber verin!” Hastane çalışanları Esma’yı hızla sedyeye almış, acile doğru götürürken Esma’nın bedeni de tıpkı ruhu gibi acı çekmeye başlamıştı. Yavaş yavaş ateşi çıkıyor, vücudundan soğuk terler akıyordu. Doktor Fırat odasında kahvesini yudumlarken telefonuna gelen çağrı ile hızla yerinden kalkıp acile doğru koşmaya başladı. Acil katına indiğinde hemşirelerden gerekli bilgileri aldıktan sonra Esma’ya ilk müdahaleyi yapmaya başladı. Bir canın yeniden hayat bulması için geri sayım başlamıştı…

Ahkeran, Esma’yı kızgın ve keskin demirlerle dolu bir kafesin içine fırlatıp kafesin kapağını hızlıca kilitledi. “Neden yapıyorsunuz bunu bana? Ne yaptım ben size ne?!” Esma korku dolu gözlerle Ahkeran’a bakarken, Ahkeran kin ve intikam dolu bakışlarla Esma’ya bakıp intikamın nedenini anlatmaya başladı. Etrafında toplanan cinlerin hepsi merakla Ahkeran’ı dinlemekteydi: “Bundan tam 50 yıl önce büyük deden Hasan, hiç yapmaması gereken bir işe bulaştı. Tüm ailemi kandırıp bir gece hepsini tuzağa düşürüp öldürdü! Babam ölmeden ona söz verdim; Hasan denilen adamın ailesindeki en değerli insanın canını alacaktım! Ve o insan sensin, SENSİN!”

“Dedemin yaptığı kötülüğün cezasını neden ben ödüyorum? Yapma ne olur!” Ahkeran kıpkırmızı gözleriyle Esma’nın gözlerinin içine baktı. Kafesin zincirini eline alarak tüm gücüyle bağırdı: “Ey lanetli insanoğlu! Senden ve senin soyundan intikam alıyorum! Kanının her damlasını şarap olarak içeceğim!” Bu sözlerin ardından korkunç bir kahkaha atan Ahkeran, zinciri sıkıca kavrayıp kafesi tüm gücüyle yerden yere vurmaya başladı. Esma canının acısından çığlık atıp ağlasa da bu, Ahkeran’ın daha da hırslanmasından başka bir işe yaramıyordu. Kafesin içinde keskin yerlere çarpa çarpa her yeri kesik içinde kalan Esma’nın vücudunda oluşan derin yaralar, kızgın demire her değdiğinde yanıyor, yanık et kokusu tüm zindanı kaplıyordu. Esma kendinden geçmek üzereyken Ahkeran onun daha çok acı çekmesi için kafesi cayır cayır yanan ateşin içine sokup çıkarmaya başladı. “Allah’ım yardım et ne olur!” Esma kendinden geçmeden önce son defa dua okurken acı, ölümün yaklaştığını fısıldıyordu kulağına. “Allah’ın gelsin kurtarsın seni pis insan! Tabii gücü yetiyorsa!”

Doktor Fırat gördüğü manzara karşısında resmen donakalmıştı. Sedye üzerinde yatan Esma’nın bedeninde çok büyük ve derin yaralar oluşmuş, yaranın içindeki kan resmen kaynar su gibi fokur fokur kaynıyordu. “Doktor bey ne yapacağız biz?” Korkuyla Melek hemşireye bakan Doktor Fırat, kurumuş boğazını tükürüğüyle ıslatmaya çalıştı. “Bilmiyorum Melek hemşire… Hayatımda ilk defa böyle bir vahşetle karşılaşıyorum!” Esma içten içe yanıp kül olurken yaralarından, ağzından, burun deliklerinden dünyada olmayan türlü böcekler çıkmaya başlamıştı. Bu böcekler Esma’nın vücudundan dışarıya çıkarken etini canlı canlı yiyorlardı. Melek hemşire böcekleri görür görmez çığlık atarak bayılmıştı. Doktor Fırat ise bu kokudan midesi bulandığı için olduğu yere istifra etmiş, sonrasında gözü kararmış ve Melek hemşire gibi bayılmıştı.

Esma’nın vücudu cayır cayır yanarken acıya daha fazla dayanamayan ruhu, Azrail Aleyhisselam’ın gelip kendisini bu azaptan kurtarmasını diliyordu ama bilmiyordu ki Ahkeran ruhunu sonsuza dek bu azaba hapsetmişti.

Hastaneye dolan yanık et ve yoğun duman kokusuyla odaya giren hastane görevlileri hızla yangın tüpleriyle Esma’nın yanan vücudunu söndürmüş, hemşire Melek ve Doktor Fırat’ı odadan çıkartıp acile götürmüşlerdi.

Bir iki gün sonra Esma’nın kül olmuş bedeni toprağa gömülürken, ailesi perişan halde mezarın başında defin işlemlerinin bitmesini bekliyordu. Hoca duayı okumaya devam ederken Esma’nın üzerine ilk toprağını abisi atmıştı. İşte o an, sadece kabrinde yatanların ve şeytansı varlıkların duyacağı bir çığlık yükseldi. Bu çığlık Esma’ya aitti.

O Yüce Allah, cinleri ve biz insanları kendisine kulluk edelim diye yaratmıştır. Ve her iki alemi birbirinden ayırıp cinlerin insanlarla, insanların da cinlerle iletişime geçmesini yasaklamıştır. Bu iki alemden birinden bir canlı diğerine bilerek veya bilmeyerek zarar verirse, kısasa kısas yöntemi helal kılınmıştır. Öyle ki, her ne olursa olsun hiçbir canlıya zarar vermeyin. Yoksa bir gün ne yaptıysanız karşılığını alırsınız.

Views: 11

İlginizi Çekebilir:Çorum’daki Define Kazısı | Gerçek Korku Hikayeleri
share Paylaş facebook pinterest whatsapp x print

Benzer İçerikler

Saksıdaki Lanet | Paranormal Hikaye
Saksıdaki Muska | Paranormal Hikaye
The Power I Stole From the Fortune Teller | True Horror Story
Falcıdan Çaldığım Güç | Gerçek Korku Hikayesi
The Sarcophagus Curse | True Horror Story
Lahdin Laneti | Gerçek Korku Hikayesi
Haunted Villa Construction | A True Horror Story
Musallatlı Villa İnşaatı | Gerçek Korku Hikayesi
The Jinn's Treasure | A True Horror Story
Cinli Gömü | Korku Hikayesi
The Curse of the Luck Spell | A True Horror Story
Şans Büyüsünün Laneti | Gerçek Korku Hikayesi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paranormal Dergi. | © 2025 |