Falcıdan Çaldığım Güç | Gerçek Korku Hikayesi
Gerçek Korku Hikayesi | Kadıköy’de bir falcıyla başlayan ürkütücü olaylar… Bir üniversite öğrencisinin cinlerle tanışması ve hayatının geri dönülmez şekilde değişmesini anlatan, gerçeğe dayalı korku dolu bir hikaye.
Adım Melis, 22 yaşındayım. Marmara Üniversitesi Yabancı Diller Fakültesi’nde okuyordum. Göztepe kampüsüne yakın bir yerde ev tutup ev arkadaşımla beraber yaşıyordum. Her şey aslında o gün başladı.
Bir gün bütün arkadaşlarımla beraber Kadıköy’de bir kafeye gittik. Yedik, içtik ve en sonunda kahveler söylendi. Hepimiz fincanları kapatıp beklemeye başladık, birbirimize fal bakmaya çalıştık eğlencesine. Sonra kafenin çalışanı yanımıza geldi, “İsterseniz şuradaki bayan falınıza baksın, o bu işlerde bayağı bir ustadır ve burada çalışır,” dedi. Birkaç tane arkadaşımın falına bakmaya başladı ve herkes ağzı açık ona bakakaldı. Sonra kadın yanıma geldi, “Sana da fal bakalım istersen,” dedi. “Yok, istemiyorum,” dedim, “ben inanmam öyle şeylere.” O da fazla ısrarcı olmadı.
Daha sonraki günlerde, her hafta arkadaşlarla toplanıp o kafeye gitmeye başladık. Arkadaşlarım resmen kadına hayran kalmaya başladılar, sürekli yanına gidiyorlardı. Birkaç defa fal bakarken başıma ufak tefek sancılar girdi, biraz kötü olmuştum açıkçası. O yüzden gitmek istemiyordum ama arkadaşlarımı da kıramıyordum. Onlarla beraber gide gele sanki benim de biraz hevesim artmış gibiydi. En sonunda kadına, “Bana da fal bakabilir misin?” dedim ve kadının etkisi altına girmiştim o günden sonra. “Gel bakalım,” dedi, “getir fincanını.”
O aralar Bekir isminde biriyle beraberdim, hatta ona aşıktım diyebilirim. Falcı kadın hemen Bekir’den bahsetmeye başladı. “Onu şu anda seviyorsun ama zamanla aşkın tükenecek ve bambaşka diyarlara yelken açacaksın,” dedi. “Böyle bir şey olmayacak,” dedim, “biz sonuçta birbirimizi seviyoruz, ihtimal vermiyorum bu dediklerine,” deyip oradan lavaboya geçtim. Dediklerine biraz canım sıkılmıştı. Derin bir nefes aldıktan sonra aşağıya doğru indim ve tekrar masadaki yerimi aldım.
Kadın diğerlerine fal bakarken ben de telefonumdan Bekir ile mesajlaşmaya başladım, ona sevdiğimi söyledim. Sonra telefonun tuş kilidini kapattım. O anda telefonun yansımasından, arkamda, tam saçlarımın hizasında birinin bana baktığını fark ettim. Sadece göz bebeklerini görebildim; bembeyaz gözleriyle bana bakıyordu. Birkaç saniye panik halinde telefona bakakaldım. Sonra hemen dönüp arkama baktım, hiçbir şey yoktu. Derin bir nefes aldım ve herkes benim o panik halimi görünce, “Hadi gidelim,” dediler, “haftaya tekrar geliriz.”
Eve geçtik ev arkadaşımla beraber ama o günden sonra, özellikle akşamları başım çok ağrımaya başladı. Çok fena canım yanıyordu. İlaçlar alıyordum ama hiçbir yardımı olmuyordu. Erkek arkadaşım Bekir’den de yavaş yavaş soğumaya başladım. Görüştüğümüzde artık konuşacak bir şey bulamıyorduk, sadece birbirimize bakar olduk. Zamanla mesajlaşmalar azaldı ve tamamen koptuk. Ben de onu aramamaya başladım ve beklenen son gelmişti; ayrılmıştık.
Bu arada baş ağrılarım her gece devam ediyordu. Ders çalışamıyor ve notlarım kötü gelmeye başlamıştı. Vizeler bitti, sonra biraz kafa dağıtmak için kendimi rıhtıma atmıştım. Bir bankta oturup “Neden böyle oldu?” diye düşünmeye başladım. Tekrardan kendimi toparlamam lazımdı ama bu sefer baş ağrısının yanında halsizlik, iştahsızlık da başlamıştı. Evden dışarı çıkamaz oldum, derslerime gitmiyor, kendime bakmıyordum. Aslında her sabah büyük bir neşe ve heyecanla uyanıyordum lakin çok geçmeden bütün isteğim de keyfim de kaçıyordu.
Ev arkadaşım benim bu halime daha fazla dayanamadı ve “Hadi gidiyoruz, biraz kafa dağıtalım,” dedi. “Tamam,” dedim, “belki içimde bir değişiklik olur, hadi çıkalım.” Biraz dolaştıktan sonra yine o Kadıköy’deki kafeye geldik. Kahveleri söyledik ve yine “Fal baktıralım,” dediler. “Tamam,” dedim. Falcı kadın, “Uzun zaman oldu görüşmeyeli, hoş geldiniz,” dedi. Hemen dikkatini çekmiştim. “Seni uzun zaman önce bekliyordum ama gelmedin.” “Biraz sorunlarım vardı, onlarla ilgilendim,” dedim. Falıma bakmaya başladığı anda eteklerimin havalandığını fark ettim ve daha sonra biri benim saçlarımı okşuyor gibi geliyordu ama etrafta hiç kimseler yoktu.
“Sana dediğim gibi,” diyerek söze başladı. “Erkek arkadaşınla olan beraberliğin bitti, sana söylemiştim hatırlıyorsan. Şimdi daha değişik ve daha farklı bir şeyler tadacaksın,” dedi. “Nedir?” dedim. “Zamanla onu da öğreneceksin, biraz bekleyelim, onu da sana söyleyeceğim merak etme,” dedi. Daha sonra notlarımdan bahsetti ve “Sınavlardan kötü not alıyorsun, bu devam edecek. Kendini önce toparlamalısın,” dedi ve falı bitirdi.
O günden sonra kendimde değişiklikler olmaya başladığını fark ettim. Sürekli falcıya gitme isteğim oluşuyordu, beni artık kendine bağlamaya başladı. Haftada iki, hatta üç kere gittiğim oluyordu. O kadına hayranlık duymamak imkansızdı, adeta insanın gözüne bakarak hayatını okuyordu. Falcı bana yeni bir ilişkin olacağını ve yavaştan tekrar eskisi gibi olacağımı söyledi. Dediği gibi de olmuştu; yavaş yavaş kendimi toplamaya başladım. Yeni bir ilişkiye girdim, Hüseyin isminde bir çocuktu ve gayet de iyi anlaşıyorduk. Ama “Bu falcı bunları nasıl biliyor?” diye içimden geçirmeye başladım.
Daha sonra falcılar hakkında detaylı bir araştırma yaptım. Falcılar genelde birçok şeyi başkalarının vasıtasıyla bilebilirdi. Kimdi bunlar? Tabii ki de cinleri. Mutlaka onun bir cini vardı, hatta ben de onu hissetmiştim. Bir kez telefonumun ekranında görmüştüm, birkaç kez de saçlarımı okşarken… Biraz korkmuştum ama gide gele daha da ilgimi çekmeye başlamıştı. Cinler… Aslında benim beslediğim hayranlık o kadına değil, hükmettiği cin ya da cinlereydi. Acaba o kadının yaptığı şeyi ben de yapabilir miydim? Esasında kadının bir özelliği yoktu ki. İlk başlarda aurasıyla beni etkilemişti, tamam ama ona o aurayı da katan, iletişimde olduğu varlıklardı. Yoksa kadın paçoz, sümsük bir karakterdi.
Gittiğim zamanlarda telefon ekranımda gördüğüm iki çift göz ve bedenimdeki hissiyat… Onun cini benimle iletişime geçmişti, böyle olabilir diye düşündüm. Belki o kadın gibi ben de bir cine hükmedebilirdim. Neden olmasın ki? Zaten hayatım kötü gidiyor, ilişkilerim bitiyor, sınavlar başarısız geçiyor, elime de doğru düzgün para geçmiyordu. Araştırmalarımı daha da genişletme kararı aldım ve “Ritüel ile cin çağırabilir miyim?” diye düşündüm. Onun için buna pek cesaret edemedim. “Dur bakalım, zamanla değişir belki de her şey,” dedim.
Bu arada falcıya gitmeye devam ediyordum. Sonuçta onu gözlemleyerek, kitaplardan ya da internetten öğreneceğimden daha fazlasını öğrenebilirdim. Kadın bana ilişkimin biteceğini söyledi. “Bundan sonra daha durgun geçecek hayatın,” dedi. Beni iyice kendine bağımlı hale getirme derdindeydi.
Falcıya gidişlerimin birinde yine telefonumun ekranında onu gördüm ama bu sefer korkarak bakmadım. İlkten biraz irkildim ama onlarla iletişime geçmeyi kafaya koymuştum. Cesaretimi toplayıp içten bir tebessüm ile telefonumun ekranına baktım.
O gün eve geldiğimde ev arkadaşım beni aradı; birkaç günlüğüne eve gelemeyeceğini, babasının rahatsızlandığını, memlekete gideceğini söyledi. “Geçmiş olsun,” dedim. Evde tek başıma olacaktım belli bir süre. Hüseyin aradı beni ve telefonu açmak içimden gelmedi. Bir anda ondan da soğumaya başladım. Aynı gece mesaj yolladım: “Bir daha beni arama. Bundan sonra görüşmek istemiyorum seninle.” Zaten o da bana ayrılmak istediğini söyleyecekmiş, bu beni bayağı bir rahatlatmıştı.
Her şey hızlı bir şekilde ilerliyordu nedense. İlişkiler, dersler bana saçma ve gereksiz geliyordu. Ben farklı, ruhani bir güç istiyordum. Bunun için de sürekli kendimi cesaretlendiriyordum. Geceleyin yemeğimi alıp televizyonun karşısına geçtim. Normal şekilde televizyon izlerken bir anda kanal kaybolup ekran kapandı. Kumandayı elime aldım, bastım fakat televizyon açılmadı. Yaklaşık beş dakika sonra ekran geri geldi. Kanalı değiştirirken bir anda siyah bir adama benzer değişik bir şey gözüktü birkaç saniyeliğine, sonra başka kanala geçti. “Bu neydi böyle?” dedim. Televizyona bayağı bir yaklaştım, hızlı hızlı kanalları değiştirmeye başladım. Bir daha denk gelmedi öyle bir şey. Ama daha sonra hızla bir gölge kapıdan mutfak tarafına doğru geçti. Bunu görmüştüm, emindim. Mutfağa doğru gittim, etrafa iyice baktım, hiçbir şey göremedim. Geri salona gelip düşünmeye başladım. “Hayal mi gördüm acaba?” dedim. Yok, hayal değildi bu, eminim ben. Gerçeğin ta kendisiydi, gerçekle hayali ayırt edebilirdim. “Acaba bu bir cin olabilir mi?” diye aklımdan geçirdim. Ama hiçbir ritüel ya da davet yapmamıştım ki. “Durduk yere gelirler miydi?” diye aklımdan geçirdim. Ama daha sonra falcının orada yaşadığım olaylar aklıma geldi. Orada kendi varlığını bana hissettiriyordu. “Acaba o mu geldi?” diye içimden geçirdim.
Bir yandan interneti, diğer yandan merakımdan aldığım kitapları inceliyordum. O esnada banyoda kozmetik ürünlerinin yere düştüğünü duydum. Aşırı gergindim ama yine de hemen banyoya doğru ilerledim. Etrafa iyice baktım, bir şey yoktu. “Yine bana kendini gösterir misin?” diye seslenmeye başladım. Birkaç dakika orada bekledim. Tam gidecekken aynada bir silüet gördüm. Aynaya bakakaldım. Bir an korkar gibi oldum fakat hemen iletişime geçmeye çalıştım onunla. “Sen kimsin?” dedim. Cevap vermedi ve bir anda kayboldu. 5-10 dakika kadar banyoyu inceledim, tekrar ona seslendim ama hiçbir cevap gelmedi. “Yine bana kendini göster,” diye seslendim. Bir şey olmadı.
İnternetten yaptığım araştırmalarda onların dumanı, tütsüyü çok sevdiğini öğrenmiştim. Ayrıca yiyecek olarak da kemik ve kemik iliğine bayıldığını okumuştum. Hemen dışarı çıktım, birkaç tane tütsü ve mum aldım. Kasaba geçip kemik aldım. Nasıl davet edeceğimi bilmiyordum. Yalnız sanki davete ihtiyacım yoktu, o gelecekti. Benim kafede ona tebessüm etmem ilgisini çekmiş ve o yüzden bana yakın olmaya çalışıyordu. Bana zarar vermeyecekti. Sürekli bu düşüncelerle kendimi gaza getirdim.
Mumları ve tütsüleri banyoya yaktım. Bir köşeye de kemikleri koydum. Beklemeye başladım. Hem korkuyor hem merak ediyordum hem de “Belki şu hayatta çok farklı bir güce sahip olabilirim,” diye hevesleniyordum. Bekledim, bekledim, gelmedi. Daha sonra, “Seni nasıl davet edeceğimi bilmiyorum ama tüm bunları senin için hazırladım,” diye banyonun içinde yüksek sesle bağırdım. Daha sonra banyonun içinden tıslama sesi gibi bir ses duydum. Etrafıma baktım, gözükmüyordu. Sonra elimle aynaya üç defa “tak tak tak” vurdum. Birkaç saniye sonra aynı benim vurduğum gibi bir ses geldi banyodan: “tak tak tak”. Korkuyla yutkundum. Sonra ritmi değiştirip “tak tak tak tak” şeklinde vurdum. Aynı şekilde cevap verdi. Birkaç defa daha bu şekilde tekrarladı. Ne yaparsam onu taklit ediyordu. Sonra, “Demek sevdin bunu,” deyip güldüm. Ondan da kıkırdama tarzında bir ses geldi. “Ben… güzel bir oyun bu ama aç olduğunu düşünüp sana kemik aldım, bak oradalar,” dedim. Birkaç saniye sonra kemiklerden çatır çutur sesler geliyordu, adeta vahşi bir hayvan öğününü yiyor gibiydi. Bir yarım dakika sonra sesler kesildi.
Ben, bana herhangi bir zarar vermediğini, hatta benimle uyumlu hareket ettiğini gördükçe iyice cesaretlendim. “Kendini bana gösterecek misin acaba?” dedim. Mumların loş ışıkla aydınlattığı banyoda birkaç saniyeliğine kendini bana gösterdi. Bu sefer gözleri görünmüyordu, baştan aşağı siyah bir çarşafa bürünmüş gibiydi. Yüzünü ya da gözlerini görememiştim ama aşırı korkmuş, dizlerimin titremesine, dişlerimin birbirine çarpmasına engel olamamıştım. Hızla tekrar salona geçtim.
Gördüklerimin hiçbiri hayal değildi, tamamen gerçekti. Korkuyor muydum yoksa heyecanlı mıydım tam anlayamadım ama sanırım onu görmek için biraz erken davranmıştım, psikolojimin hemen kaldıramayacağı işlere bulaşmıştım. Güzel tarafı şuydu ki bana zarar verme gibi bir derdi yoktu sanırım. Bu düşüncenin güvencesiyle yatağıma uzanıp tavana bakıp dalıp gittim. Ellerim ve ayaklarım yavaş yavaş uyuşmaya başladı. Gözlerim istemsizce kapanıyordu ve daha fazla kontrol edemedim. Gözlerim kapandı.
Boş bir bostanda dolaşırken buldum kendimi. Etraf zifiri karanlıktı. Derken o geldi yine. Yüzü bir peçeyle kapalıydı, baştan aşağı siyah bir manto giymiş gibiydi. “O sen misin?” dedim. Başını salladı ve değişik bir dil kullanarak benimle konuşmaya çalıştı. Hiçbir şey anlamadım. Daha sonra, “Ben falcının ciniyim, sana aşık oldum,” dedi. Bende bir anda tebessüm oluştu. “Bana aşık olursa demek ki bu cin benim olacak,” dedim. Sabah ezanı okununca gözlerim açıldı ve uyandım. Demek hepsi gerçekmiş. Televizyonda ve banyoda gördüğüm şey hayal değildi, gerçekti.
Ertesi gece yemek yedikten sonra yine yatağıma uzandım. Belli bir süre sonra ellerim ve ayaklarım uyuşmaya başladı. Yine tavana doğru bakıyordum ve gözlerim kapandı. Bu sefer bir dağın eteğinde buldum kendimi. Etrafımda yaban keçileri vardı ve o da geldi. İsmini sordum, ismini söyledi. “Bundan sonra benden korkmana gerek yok,” dedi. “Korkmuyorum zaten,” dedim. Ben de ona tutulmaya başladım nedense. Bir kere yüzünü görebilmiştim sadece. Daha sonra defalarca görecektim ama şimdilik bu kadarına müsaade etmişti.
Uyanır uyanmaz hemen kitapları ve interneti kurcalamaya başladım. “Fal nasıl bakılır?”, “Cinlere nasıl hükmedilir?” diye araştırmalara başladım. Ev arkadaşım da gelmişti ama ona hiçbir şey fark ettirmedim. Genelde vaktimin çoğunu odamda geçiriyordum, o varlıkla iletişim kurmaya çalışıyordum. Odamda tütsüler yakmaya başladım. Hayatımın tek vazifesi, amacı o gibiydi. Herkesten yavaş yavaş soğudum, kimseyle pek görüşmüyordum artık. Günlerimi Onunla beraber geçiriyor, iyiden iyiye ona alışmaya başlıyordum.
Daha sonra ben de o kadın gibi yavaş yavaş insanların içine karışıp fal bakmaya başladım, özellikle üniversitedeki arkadaşlarıma. Ama sadece o kadarıyla sınırlı kalmayacaktı; kulaktan kulağa duyuluyor, saygınlığım artıyordu. Güzel de para kazanmaya başlamıştım. Öyle ki onun tanıdığı, bunun akrabası derken artık müşteri seçer oldum. Para almıyordum, hediye alıyordum sadece insanlardan. Tabii belli bir meblağın altındaki hediyeleri de kabul etmiyor, falına bakmıyordum o kişilerin. Öyle ki odam telefon, tablet, pahalı takılarla dolmuş taşmaya başlamıştı.
Ev arkadaşım bir gece arkadaşlarında kalacağını söyledi ve gitti. Ben de eve biraz kemik almıştım. TV izliyor, yeni hayatımın ve statümün keyfini çıkarıyordum. Birden hızlıca kapım çaldı. Kapıdaki o falcı kadındı. Bir anda üzerime atlamaya başladı. Saçımı tutuyor, “Beni ne yaptın ona? İyice sana bağlanmış, onu benden çaldın! Çabuk geri ver!” diyordu. Ben de ona vurmaya başladım. Kapımız açık kalmıştı ve seslere apartmandaki birçok kişi gelmişti. “Hırsız bu kadın! Bana ait olan bir şeyi çaldı!” diye bağırıp duruyordu. “Ben hiçbir şey çalmadım, kendi isteğiyle geldi,” dedim. “Seni polise şikayet edeceğim, görürsün gününü!” dedi. “Et bakayım, beni ne diye suçlayacaksın? Cinini çaldığım için mi? Aptal kadın, kimse inanmaz sana. Senin deli olduğunu sanırlar. Boşuna uğraşma, artık o benim, sana gelemez,” dedim. Komşular, “Ne konuşuyorlar bunlar?” diyerek kendi aralarında fısıldaşıyorlardı. Zor bela evden dışarı attım kadını. Saçım başım dağılmıştı, birkaç tane de faça yemiştim, tırnaklarını geçirmişti suratıma.
Banyoya gidip yüzümü yıkıyordum. O anda banyonun aynasında karşılaştık benimkiyle. Artık o benim evcil bir hayvanım gibi olmuştu. Ona baktım ve beni bir gülme sardı. “Evet, hırsızım,” dedim kendi kendime. Onun cinini çalmıştım.
Yaklaşık bir saat sonra polis kapıma dayandı. “Hakkınızda şikayet var,” deyip beni götürdüler. Karakola gittiğimde yine o falcı kadını gördüm. Komiser, “Bu kadın sizden şikayetçi, ona ait olan bir şeyi çalmışsınız,” dedi. “Sordunuz mu ne çaldığımı peki?” dedim. “Yok, şimdi söyleyecek,” dedi, “bir şeyler söylüyor ama tam olarak anlayamadık,” diye ekledi. Kadın hemen oturduğu yerden üzerime fırladı. “Cinimi çaldı bu hırsız! Hemen geri versin!” diye haykırmaya başladı. Polisler kadını alıp oradan götürdü. Komisere, “Bu kadın deli, beni böyle bir şeyle suçluyor. Sizce mantıklı mı böyle bir şey yapabilmek?” dedim. Kadını alıp götürdüler tabii ki, hiçbir hak iddia edememişti. Daha sonra duyduğuma göre kadına yaklaşık 3 ay klinikte tedavi verilmiş akıl sağlığının yerine gelmesi için. Aptal kadın…
Velhasıl, ben üniversitemi dondurup İstanbul’dan kendi memleketime gidip orada da fal bakarak biraz isim yaptım. Burada da güzel para kazandım. İstanbul’a ya da bazı büyük şehirlere zenginlerin bazı özel davetleri üzerine gidiyorum, fal bakıyorum. Tabii ki onunla yaşamaya devam ediyorum. Şimdilik maddi manevi her şey yolunda. Nereye kadar böyle gider inanın bilmiyorum…
Views: 25