13 Numaralı Kasadaki Büyü Kitabı | Gerçek Korku Hikayesi
Gerçek Korku Hikayesi | Özet: Burdurlu bankacı Sibel’in, 13 numaralı kasada bulduğu büyü kitabı ile hayatı değişir. Yaptığı büyülerin bedelini ödemek zorunda kalır. Gerçek bir korku hikayesi.
Merhaba, adım Sibel. O zamanlar 32 yaşındaydım, bekardım. Annem ve babamla beraber Burdur’da yaşıyordum. Çarpık bir ilişkim vardı; Metin isminde bir sevgilim vardı. Onu çok seviyordum ama sürekli tartışma ve kavga ile birbirimizi yıpratıyorduk. En sonunda alttan alan ben oluyordum her seferinde, bu böyle oluyordu. Kara sevdaydı benimkisi, yıllardır beraberdik ve son noktayı koyamıyorduk.
Bankada müdür olarak çalışıyordum. Bankamız gün içinde çok hareketli ve yoğun olurdu, neredeyse başımı kaşıyacak vaktim olmazdı. Haftanın belli günlerinde bankamıza yüklü miktarda para gelir ve belli günlerde de para çıkarırdık. Merkezden gelen güvenlik görevlileri ve memurlarla giriş çıkışlar çok dikkatli ve titiz bir şekilde yapılırdı. Bu tarz durumlarda asla ciddiyetimi kaybetmezdim, olağan dışı bir disiplin ile paraların giriş çıkışını yapardık. Ekstra kasalar kiralarlardı müşterilerimiz; genelde ne olduğunu pek bilmezdik. Müşteriler bu konuda çok titiz olurdu, biz de onları kaybetmemek için her istediklerini yapardık. Kıymetli evraklar olurdu genelde bu kasalarda; tapular, evraklar, çekler gibi.
Bir gün memurlarımızdan biri bana gelip kasalarımızdan 13 numaralı kasanın sahibinin yaklaşık 6 aydır uğramadığını, kısa bir araştırma sonucunda sahibinin vefat ettiğini söyledi. “Ne yapalım?” dedi. “Hemen yakınlarına ulaşalım ve konuşalım,” dedim. Yakınlarına ulaşılamamış, telefonların hepsi kapalıydı. “Biraz bekleyelim, gelen giden olmazsa çilingir çağırır, kasayı açarız,” dedik. Yoğun iş temposu içinde yine unutulup gitmişti.
Aradan 4 ay geçmişti. Kasaların olduğu tarafa bir müşterimizle beraber indik, kasanın içinden bir evrak almıştı. O arada 13 numaralı kasa gözüme çarptı. Kasayı kiralayan memura, “Ne oldu? Var mı bir gelişme bu kasayla ilgili?” dedim. “Ne gelen var ne giden,” dedi. Genel merkezi aradım, durumu anlattım. İzin gelince çilingir çağırdım ve kasayı açıp yeni kilit taktık. Tekrardan kiraya verebilirdim artık. Kasadan, bir bezin içine sarılmış bir kitap çıktı. Kitabı alıp odamdaki ufak sehpanın altındaki göze koydum. Bir ara ilgilenecektim onunla ama şu an çok yoğundum.
Tam bir hafta sonra, odamda öğle arası çay içerken sehpanın arasındaki kitabı fark ettim. “Buradaydı ya bu, unutmuşum,” dedim ve elime aldım kitabı. Bezinden çıkarıp baktım. Kitaba dokunduğum anda içimin titrediğini fark ettim. Neydi bu böyle? Çok fena ürpermiştim. Kitap yaklaşık 250-300 sayfa civarı bir şeydi ve üzerinde semboller, içinde de çok değişik dilde bazı cümleler vardı. Birkaç tanesini telefonumdan tercüme ettim, İbranice olduğunu anladım. Çok da eski bir kitaptı. “Onlardan yardım almasını bilirsen hayatını değiştirirler.” Çevirdiğim cümle buydu. Onlar neydi, kimdi? O arada öğle arası bitmiş ve çalışanlardan biri odama gelip, “Araba geldi efendim, hemen paraları transfer etmeliyiz,” dedi. Kitabı masaya bırakıp hemen gittim oradan. Başka şubede bir işimiz vardı, onu da halledip eve geçtim. Evde olanları düşünmeye başladım.
Ertesi gün işe geldiğimde hemen masaya baktım. Kitabı oradan alıp çantama koydum. “Kimse ilgilenmiyor zaten,” dedim. “Bir şey olursa geri getiririm,” diye düşündüm. Evde kitabı iyice incelemeye başladım. Bazı sayfalarda kurumuş kan lekeleri vardı. Bunun bir büyü kitabı olduğunu anlamıştım. Telefondan yarım yamalak yaptığım çeviriler ile şans için büyü ve kısmetini bağlayabilmek için büyü gibi, nasıl yapıldığına dair bilgiler yazıyordu. Hemen kitabı kapatıp düşünmeye başladım. Bu kitap benim hayatımı kolaylaştırabilir miydi?
Kitabı yanıma alıp bazı büyüleri odamda not almaya başladım. Sevgilim Metin’i kendime daha çok bağlamak için bir büyü yapmaya karar verdim. Malzemeleri öğle arası gidip aldım ve 7 gün boyunca ışık görmeyen bir yerde bekletmek gerekiyordu. 7 günün sonunda, Cuma gecesi büyüyü yapacaktım. Nohut büyüsüydü.
Yedi günün sonunda Cuma gecesinin gelmesini bekledim. Bütün ışıkları kapatıp mutfakta nohutları haşlarken, bir kağıda yazdığım İbranice sözcükleri yaklaşık 2 saat boyunca söyledim ve tekrarladım. Bir yandan da nohutları karıştırdım. Sadece ocaktan çıkan ateş vardı, ışıklar kapalıydı. Nohutlara bir damla kendi kanımı damlatıp ışık görmeyen bir yerde beklettim. Daha sonra siyah bir poşete bir iki defa sarıp saklamaya başladım.
Metin’e öğlen yemek arasında, “Sana ziyarete geleceğim, sakın yemek yeme,” dedim. Evde nohut yemeği yapıp o nohutları içine karıştırıp bir kaba koyup yanıma aldım ve öğle arası Metin ile görüştüğümüzde, “Senin için bunu yaptım,” deyip yemeği verdim. Israrcı davranmama dayanamadı ve nohutları yedi. Biraz değişik bir tat olduğunu ama beğendiğini söyledi. O günden sonra Metin sürekli iş yerime ziyarete geliyor, beni sık sık telefonla arıyor, sevdiğini daha çok belli ediyordu. Aman Allah’ım, işe yaramıştı!
Hemen kitabı daha çok karıştırmaya başladım. “Daha iyi ne olabilir hayatımda?” diyerek düşündüm. Daha iyi maaş ve terfi! Kitabı karıştırırken istediğimi bulmuştum. Soğan kabukları ile yapılan bir büyüydü. Soğan kabuklarının ‘varlıklar’ için para değerinde olduğunu belirtiyordu, onlar için çok kıymetliymiş. “Onların bana yardım edebilmesi için bu gerekli,” diye yazıyordu kitapta. Soğanları alıp kabuklarının bir kısmının üstüne bazı semboller çizdim. Evimin etrafındaki birçok yere de sembolsüz kabuklar saçtım. Sembol çizdiklerimi ise gece yarısı ellerimle kazıyıp gömdüm.
O günden sonra her şeyi unuturcasına sadece işime yoğunlaştım. İşten başka bir şeyi düşünemez olmuştum. Metin’i de bazen boşluyordum istemsizce. Geç saatlere kadar çalışıp şubenin daha fazla kazanmasını sağladım ve bunu gören genel merkezdeki üst düzey yöneticiler bana terfii ve iyi bir maaş verdiler. Daha büyük bir şubenin yöneticisi olmuştum. Her şey istediğim gibi gidiyordu. Metin sürekli benimle ilgileniyor, bu beni çok mutlu ediyordu.
Annem ve babam arasında çok büyük sorunlar vardı. Onlar için de bir şeyler yapmalıydım. Sürekli kavga ediyorlar, hatta birbirlerinin ölmeleri için bazen beddua ettiklerini bile duyuyordum. Kitabı açıp inceledim. Onlar için de bir büyü yaptım; bağlama ve huzur büyüsü. Sarımsak ve sirke ile yapılan basit bir büyüydü ve hemen etkisini göstermişti.
Tüm bu olaylardan sonra eski şubemde işler tersine dönmüş, bankada sürekli aksaklıklar oluyordu. Beni geçici olarak tekrar oraya gönderdiler. Evden arabamla tekrar eski şubeye doğru giderken önüme bir kara kedi çıktı! Onu ezmemek için yol kenarındaki ağaca çarptım. Ambulansla hastaneye gittim. Sol kolum kırılmış, vücudumda bazı yaralar olmuştu. Bu kazayı açıkçası ucuz atlatmıştım. Birkaç gün evde dinlendikten sonra tekrar işimin başına döndüm. İş çıkışı, kaza yaptığımdan dolayı eve dolmuşla gittim.
Dolmuşta 40’lı yaşlarda bir adamın beni izlediğini fark ettim. Sapık mı, manyak mı diye düşündüm. Hiç bozuntuya vermeden evimin yolunu tuttum. Eve geçip bir duş aldıktan sonra ailemle yemek yiyip odama geçtim. Uyuya kalmışım. Gözlerimi bir cenaze evinde açtım. Bu bir rüyaydı. Ortada üzeri örtülü bir ceset ve etrafında insanlar gözyaşı döküyordu. Beni de kimse görmüyordu, aralarında geziniyordum. Telefonumun alarmının çalmasıyla uyandım. Hemen işimin yolunu tuttum. Bu rüyaya çok fazla takılmadım ama yine de garip bir rüyaydı.
Bankada işler sarpa sarmış durumdaydı, toparlamak biraz zaman alacaktı. İş çıkışı dolmuşa binip eve gidiyordum. Yine yakınlarda bir markette inip akşam yemeği için birkaç alışveriş yaptım. Kasaya gelip ödeme yapacağım sırada, torbalarımı alıp gidecekken dolmuştaki o adam yine karşıma çıktı! Benden sonra kasada o vardı. Gözlerini bana dikmiş, esrarengiz şekilde bakıyordu. Hemen korkarak oradan uzaklaşıp hızlıca eve geldim. Sürekli bu adam karşıma çıkıyordu, gerçekten korkmaya başlamıştım artık. Doğrusu, sapık gibi, takıntılı gibi bir hali de yoktu; daha çok öfkeyle bakıyordu bana.
Akşam yemekten sonra annem ve babam dışarıya çıkıp yürüyüşe gittiler. Ben de evde yalnız kalmıştım. Biraz televizyon izledikten sonra odama uyumaya geçtim. Bu sefer başka bir rüyanın içinde buldum kendimi. Bir mezarlıktaydım ve orada mezarların arasında dolaşıyordum. Kaza yapmama neden olan o kara kediyi bir mezarın üstünde gördüm! Put gibi durmuş bana bakıyordu. Mezar taşının üzerinde bankamızdaki 13 numaralı kasanın sahibinin adı yazıyordu! Hemen irkilerek uyandım. Git gide korkularım, kaygılarım çoğalmaya başlamıştı.
İşten öğleden sonra izin alıp o kasanın sahibinin evine gittim. Kimseyi bulamadım. Komşulara sordum soruşturdum, mezarının nerede olduğunu öğrendim. Mezarın yolunu tuttum. İsim doğruydu ve ölmüştü ama mezarının tam ortasında ufak tefek çukurlar vardı. Tam inceleyecekken uzaktan yine o adamı gördüm! Ağır adımlarla bana doğru yaklaşıyordu. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Kafamı mezara doğru çevirip sanki onu görmemiş gibi yapmaya çalıştım. Bana doğru yaklaşıp, “Bedelini ödeyeceksin!” deyip yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı. Ardından ona bakakalmıştım adeta, hiçbir şey yapamıyordum, olduğum yerde kitlenmiştim. Zor bela kendime geldim ve uzunca bir süre mezarın başında bekleyip biraz toparlanmaya çalıştım. O arada o çirkin kara kedinin etrafımda dolaştığını gördüm. Bana öyle bakıyordu ki donup kalmıştım. Yanıma yanaşıp suratıma pençesiyle sert bir şekilde pati attı! Canım o kadar yanmıştı ki içten, haykırırcasına çığlık attım! Hemen oradan kaçarak uzaklaştım. Çantamdan aynamı çıkarıp baktım, suratımda pençesinin izleri duruyordu! “Aman Allah’ım, bu nedir böyle?” dedim. Hemen eve geçip olanları düşünmeye başladım. Sanırım olanların hepsinin bu kitapla bir bağlantısı vardı. “Kendimi toparlayınca bunu da halledeceğim,” dedim.
Bu sefer o adam rüyama gelmişti. Bomboş bir ormanda koşuyordum. Arkamda o adam vardı ve beni takip ediyordu. Ben koşturuyordum, o yavaş adımlarla ilerliyordu ama aramızdaki mesafe hep aynı kalıyordu, uzaklaşamıyordum ondan. Derken kolumdan tuttu ve beni yakaladı! O anda yine irkilircesine uyandım. Banyoya gidip hazırlandım. Bir an önce evden ayrılmak istiyordum. Yanıma kitabı da aldım.
Bankaya geçince güvenlik görevlimiz ısrarla bir adamın benimle görüşmek istediğini söylüyordu. “Kimmiş o?” dedim, “Çağır gelsin.” Evet, bu o adamdı! Yüzüne baktım. “Ne istiyorsun?” dedim. “Sende bana ait olan bir şey var, onu istiyorum,” dedi. “Yoksa bedelini çok ağır ödersin!” Anlamıştım, her şey o kitap içindi. “Tamam, bunu sana vereceğim ama bir daha benim karşıma çıkma!” dedim. “Kitabı ver, zaten beni görmen imkansız,” dedi. Kitabı ona verdim ve usulca gitti.
Olanları çok yakın bir arkadaşıma anlattım. Aslında amacım biraz rahatlamaktı. O da, “İyi ki sana bir şey olmamış! Tanıdığım bir hoca var, ona götüreceğim seni. Şu haline bak; kolun kırılmış, suratında façalar var. Kitabı vermeseydin çok daha kötü şeyler olabilirdi!” dedi. Hocaya gittik, olanları bir de ona anlattık. O da, “Korkmanıza gerek yok. Sana bir muska vereceğim, bunu evin içinde ve dışarıda olabildiğince yanında taşımaya çalış. Sana bir adam ve kedi kılığında görünmüşler. Daha da kötü olabilirdi, eğer gerçek suretleriyle gözükselerdi aklını kaçırabilirdin,” dedi. O hoca başımda dualar okudu. Sonra eve geldik.
Zamanla rüyalar kesilmişti. Kedi ve o adam gelmiyordu artık. Hayatım tekrar eski halini almıştı. Tekrar eski şubeme gelmiştim. Annem ve babam yine kavgalar etmeye başlamıştı. Metin eskisi gibi davranıyordu, içindeki köz sanki sönmüştü. O kitabı bulmam bu hayatta herhangi bir kazanç sağlayamadığı gibi, herkesin kaldıramayacağı korku dolu şeyler yaşadım. Ancak bu yaşananlar gerçekten bana iyi bir ders olmuştu.
Views: 8