Hamza Yardımcıoğlu Masonluğun Şifrelerini Kırdı! Hiram Usta’nın Büyük Sırrı!
Hamza Yardımcıoğlu, masonluğun Hiram Usta ile başlayan ezoterik kökenlerini, Kur’an ve Tevrat bağlantılarını, küresel siyasetteki gizli rollerini ve nihai hedeflerini Anahtar TV’de deşifre etti.
- Hamza Yardımcıoğlu Masonluğun Şifrelerini Kırdı! Hiram Usta’nın Büyük Sırrı!
- Hiram Usta: Bir İnşaatçı mı, Yoksa Bir "Cin" mi?
- Fransız Devrimi'nden Dolara Uzanan İzler
- Yeni Atlantis'ten Osmanlı Arşivlerine Küresel Ağ
- Atatürk ve Masonluk: Kapatılan Localar ve Cevapsız Sorular
- Nihai Hedef: Tapınağın Yeniden İnşası ve Tek Dünya Düzeni
- Günümüzdeki İzler: Sihir, Simya ve Finansın Göbeğindeki Semboller

Tarihin tozlu sayfalarında, komplo teorilerinin merkezinde ve küresel gücün koridorlarında adı fısıldanan bir örgüt: Masonluk. Yüzlerce yıldır gizemini koruyan, sembolleri ve ritüelleriyle merak uyandıran bu yapı, araştırmacı yazar Hamza Yardımcıoğlu’nun Anahtar TV’de yaptığı çarpıcı açıklamalarla bir kez daha gündemin merkezine oturdu. Yardımcıoğlu, masonluğun sadece bir “kardeşlik örgütü” olmadığını, köklerinin çok daha derinlere, hatta kutsal metinlere ve dünya dışı bağlantılara uzandığını iddia ediyor. Peki, nedir bu masonluk? Kimdir masonların “Büyük Üstadı” Hiram Usta? Ve Yardımcıoğlu’nun iddia ettiği gibi, bu sırlar Kur’an-ı Kerim’de ve Tevrat’ta gizlenmiş olabilir mi?
Hiram Usta: Bir İnşaatçı mı, Yoksa Bir “Cin” mi?
Yardımcıoğlu, masonluk düğümünün anahtarının Hiram Usta’da olduğunu belirterek söze başlıyor. Yahudi kutsal metinlerinde (Tanah), özellikle 1. Krallar kitabında, Süleyman Mabedi’nin inşasındaki rolü detaylıca anlatılan Hiram Usta’nın, aslında sıradan bir zanaatkar olmadığını öne sürüyor. 1. Krallar 7. bölümde (13-45 arası) Hiram’ın yaptığı kazanlar, kürekler, çanaklar ve sütunlar anlatılırken, Yardımcıoğlu şaşırtıcı bir paralellik kurarak Kur’an-ı Kerim’e, Sebe Suresi’nin 12. ve 13. ayetlerine dikkat çekiyor.
Yardımcıoğlu’na göre Sebe Suresi, Hz. Süleyman’ın emrinde çalışan ve onun için “mihraplar, heykeller, havuz gibi çanaklar ve sabit kazanlar” yapan varlıklardan bahsederken, bu varlıkları “cinlerden” olarak tanımlıyor. Yardımcıoğlu, “İbrani metinlerinde Hiram ismi ve yaptığı işler anlatılırken, Kur’an aynı olaydan ve ekipten isim vermeden ‘cinler’ olarak bahsediyor. Buradan anlıyoruz ki Hiram Usta bir cindir, yani dünya dışı bir varlıktır,” diyerek ezber bozan bir iddiada bulunuyor.
Bu iddiayı daha da ileri taşıyan Yardımcıoğlu, Tevrat’ın 2. Tarihler 8:18’de Hiram’ın Süleyman’a “denizi bilen gemiciler” gönderdiğini ve bu gemicilerin altın getirdiğini anlatan bölümü, Kur’an’daki Enbiya Suresi 82. ayetle karşılaştırıyor. Bu ayette Hz. Süleyman için “dalgıçlık eden ve bundan başka işler yapan şeytanlardan” bahsedildiğini belirten Yardımcıoğlu, Sad Suresi 37. ayetteki “Bütün bina yapan ve dalgıçlık yapan şeytanları da onun emrine verdik” ifadesiyle birlikte, Tevrat’taki “denizci” Hiram ve adamlarının Kur’an’da “dalgıç cinler/şeytanlar” olarak tanımlandığını savunuyor.
Yardımcıoğlu, bu noktada Bakara Suresi 102. ayete de atıfta bulunarak, “Onlar, Süleyman’ın mülküne dair şeytanların okuduklarına tâbi oldular… O şeytanlar… insanlara sihri ve Babil’deki iki meleğe, Hârût ve Mârût’a indirileni öğretiyorlardı” ifadelerinin, Süleyman’ın anahtarı (Solomon’s Key) gibi büyü kitaplarıyla ilişkilendirilen ezoterik örgütlere işaret ettiğini iddia ediyor. Yardımcıoğlu’na göre, “cin” olarak tanımlanan bu varlıklar, aslında insanlarla genetik uyumluluğu olan, onlarla birleşip melez bir ırk oluşturabilen dünya dışı varlıklardır.
Fransız Devrimi’nden Dolara Uzanan İzler
Yardımcıoğlu, masonik sembolizmin sadece loca duvarlarında kalmadığını, tarihin dönüm noktalarına ve devletlerin resmi belgelerine kazındığını belirtiyor. 1789 Fransız İhtilali sonrası yayınlanan “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi”nin Jean-Jacques-François Le Barbier tarafından yapılan ünlü tablosunu örnek gösteriyor. Bu tabloda, zincirlerinden kurtulan bir insan figürünün yanında duran ve ışık getiren bir melek ile tepede, piramit içinde yer alan meşhur “Her Şeyi Gören Göz” sembolüne dikkat çekiyor.
“Bu göz,” diyor Yardımcıoğlu, “en bilinen masonik semboldür ve Amerikan Doları’nın üzerinde de yer alır. Fransız Devrimi ile başlayan yeni çağ, ‘Aydınlanma Çağı’ (Enlightenment) olarak bilinir. Bu kelime, ‘Illumination’ (İlluminasyon) ve ‘Illuminati’ ile aynı kökten gelir; hepsi ‘Işık’ demektir. Tablodaki ‘Işık Getiren’ melek figürü, aslında Lucifer’dir, yani İblis, yani Şeytan’dır. Mitolojide Prometheus’un tanrılardan ateşi (ışığı) çalıp insanlara getirmesiyle aynı arketiptir.”
Yardımcıoğlu, bu “Işık Getiren” kavramının izini sürerek İstanbul Beyoğlu’ndaki Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’nın bulunduğu sokağın adına dikkat çekiyor: Nuri Ziya Sokak. “Nuri Ziya,” diyor Yardımcıoğlu, “Arapça kökenlidir ve ‘Işığın Parlaklığı’ veya ‘Işık Getiren’ anlamına gelir. Yani mason locasının bulunduğu sokak bile Lucifer’e bir göndermedir.”
Bu sembolizmin en belirgin örneklerinden birinin de Amerikan Doları olduğunu vurgulayan Yardımcıoğlu, piramidin altındaki “MDCCLXXVI” (1776) tarihinin sadece Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin değil, aynı zamanda İlluminati’nin kuruluş tarihi olduğunu hatırlatıyor. Dolardaki diğer bir sembol olan, pençelerinde zeytin dalı ve okları tutan kartal figürünün ise Amerika kurulmadan çok önce Diyarbakır’daki Apollon Tapınağı’nda bulunan antik bir parada yer aldığını belirtiyor. Yardımcıoğlu, Rockefeller gibi güçlü ailelerin ve diplomatların bu tapınağa özel ziyaretler yaptığını, hatta geceleri özel ayinler düzenlendiğine dair duyumlar aldığını iddia ederek, bu sembollerin ve mekanların tesadüf olmadığını, köklü ve gizli bir planın parçası olduğunu savunuyor.
Yeni Atlantis’ten Osmanlı Arşivlerine Küresel Ağ
Yardımcıoğlu, Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluş felsefesinin ardında da masonik ideallerin yattığını iddia ediyor. Ünlü mason üstadı Francis Bacon’ın “Yeni Atlantis” (The New Atlantis) adlı eserine atıfta bulunarak, bu kitabın Amerika’nın kuruluşuna ilham verdiğini ve masonların “gizli anayasası” niteliğinde olduğunu söylüyor. Bacon’ın kitapta anlattığı, teknolojik ve kültürel olarak çok gelişmiş, dünyadan gizlenen ve Hz. İsa’nın öğretilerine dayalı bir medeniyet kuran bir ada halkı hikayesinin, aslında masonik bir ütopyayı tasvir ettiğini belirtiyor. “Amerika’nın kurucu babaları da masondur ve yeni kurdukları ülkeye ‘Yeni Atlantis’ demişlerdir,” diyor Yardımcıoğlu. Hatta daha da ileri giderek, Francis Bacon’ın aslında Shakespeare olduğunu, “Shakespeare” isminin bir müstear isim ve “mızrak sallayan” anlamına gelen bir anagram olduğunu iddia ediyor.
Masonluğun etkisinin sadece Batı ile sınırlı kalmadığını, Osmanlı İmparatorluğu’nda da derin izler bıraktığını belirten Yardımcıoğlu, yayında konuk olan ve Osmanlı arşivlerinde masonluk üzerine çalışan Ömer Can Talu’nun bulgularına dikkat çekiyor. Ömer Can Talu’nun araştırmalarına göre, Osmanlı’da “Mason” kelimesinin geçtiği ilk belge 1786 tarihli ve Sadrazam Halil Hamid Paşa ile ilgili. Paşa’nın masonları bürokraside teşkilatlandırdığı iddia ediliyor ve sonunda Paskalya günü idam ediliyor. Ardından yazılan bir şiirde “farmason bednesep” (soysuz mason) ifadesi geçiyor. 1798 tarihli başka bir belgede ise Gümrükçü Mehmet Esat Ağa’nın, tekrar sadrazam olursa “farmasonların canlarına limon sıkacağını” yazdığı görülüyor.
Ömer Can Talu, Osmanlı istihbaratının mason localarını takip ettiğini, Girit’teki isyancılara (eşkiya) yardım toplamak için balolar düzenlendiğini raporladığını aktarıyor. Hatta Mısır’daki bir Türk memurun, padişaha gönderdiği (ancak can korkusuyla isimsiz, mahlas kullanarak yazdığı) bir mektupta, Mısır’daki memurların %80’inin İngiliz himayesindeki masonlar tarafından ele geçirildiğini ve mektubu ulaştıracak kişilerin bile mason olmasından korktuğunu yazdığını belirtiyor. Yardımcıoğlu, bu belgelerin masonluğun Osmanlı’da ne kadar erken tarihlerde ve ne kadar güçlü bir şekilde örgütlendiğini gösterdiğini vurguluyor. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin de toplantılarını mason localarında yaptığı ve üyelerinin çoğunun mason olduğu bilinen bir gerçek olarak ekleniyor.
Atatürk ve Masonluk: Kapatılan Localar ve Cevapsız Sorular
Yayında, Atatürk’ün mason olup olmadığı tartışması da gündeme geliyor. Ömer Can Talu, 2000’li yıllara kadar masonların Atatürk’ü kendi üyeleri gibi gösterdiğini ancak birincil kaynak (resmi arşiv belgesi) sunamadıkları için birçok locanın artık bu iddiadan vazgeçtiğini belirtiyor. Atatürk’ün gençliğinde bir locaya girip çıktığına veya kısa süreliğine üye olduğuna dair hatıratlar olsa da, kesin bir belge bulunmuyor.
Yardımcıoğlu ve Ömer Can Talu, asıl önemli olanın Atatürk’ün 1935’te Türkiye’deki tüm mason localarını kapatması ve mallarına el koyarak Halkevleri’ne devretmesi olduğunu vurguluyor. Bu, dünya tarihinde papalık dışında eşine az rastlanır bir olay olarak nitelendiriliyor. Hatta bu olay üzerine bir Rus masonun “O sarı lider katiyetle öldürülmelidir” dediği rivayet ediliyor. Yardımcıoğlu, bu kapatma olayını, Amerikan Başkanı John F. Kennedy’nin Amerikan dolarını basma yetkisini Federal Rezerv’den (ki Yardımcıoğlu’na göre masonik kontrol altındadır) alıp Hazine Bakanlığı’na devretme girişiminin ardından suikasta uğramasıyla paralellik kurarak, gizli yapıların kendilerine meydan okuyan liderlere karşı tavrını ortaya koyduğunu ima ediyor. Atatürk’ün ölümüyle ilgili zehirlenme iddialarına da değiniliyor, ancak bunlar “komplo teorisi” olarak not ediliyor.
Nihai Hedef: Tapınağın Yeniden İnşası ve Tek Dünya Düzeni
Peki, tüm bu farklı isimler (Masonlar, İlluminati, Tapınak Şövalyeleri, Kara Güneş, Gül ve Haç…) ve semboller ne anlama geliyor? Yardımcıoğlu, bunların birbirinden bağımsız yapılar olmadığını, aynı zincirin halkaları, iç içe geçmiş katmanlar olduğunu ve en tepede “Mavi Kan” olarak tabir edilen, kendilerini özel bir genetiğe sahip gören bir çekirdek yapının bulunduğunu iddia ediyor.
Yardımcıoğlu’na göre bu yapıların nihai hedefi çok açık: Süleyman Mabedi’nin yeniden inşası. Ancak bu sadece dini bir hedef değil. Yardımcıoğlu, “Tapınak, dünyanın yönetim merkezi olacak. Tek merkezden dünya yönetilecek. Ve Tapınak’ın asıl özelliği, bir boyut kapısı, yıldızlararası bir ‘Stargate’ olmasıdır. Oradan kimler gelecek? Cinler, yani düşmüş melekler, yani Anunnakiler, yani Uzaylılar! Zülkarneyn’in kapattığı o delik tekrar açılacak ve dünya hakimiyeti bu varlıklara geçecek. Hikaye budur,” diyerek şok edici bir final yapıyor.
Yardımcıoğlu, olayları sadece dünyevi mantıkla değerlendirmenin yanıltıcı olacağını, Sebe Suresi’ndeki “sabah gidişi bir ay, akşam gidişi bir ay süren rüzgar” gibi ifadelerin, bizim anlayışımızın ötesinde, belki de zaman ve mekan bükülmesi gibi kavramlara işaret ettiğini savunuyor.
Günümüzdeki İzler: Sihir, Simya ve Finansın Göbeğindeki Semboller
Yardımcıoğlu ve Ömer Can Talu, masonluğun sadece tarihi bir olgu olmadığını, günümüzde de etkisini sürdürdüğünü belirtiyor. Osmanlı tarihçisi Asım Efendi’nin “Tarih-i Asım” eserinde, Avrupa’da “sihir, hokkabazlık ve simya” öğrenmiş bir farmasonun, İstanbul’daki masonların yardımıyla Hassa Silahşörleri arasına girdiğini yazdığını aktarıyorlar. Yardımcıoğlu, eski Mimar Sinan mason dergilerinde “vefk” (bir tür büyü ilmi) çizimlerinin bulunduğunu da ekliyor.
Son olarak, İstanbul’daki bazı büyük banka binalarında bulunan masonik sembollere dikkat çekiliyor. Bir banka binasının tepesindeki Hiram Usta ve Dul Kadın heykeli ile başka bir büyük bankanın kulesinin bahçesindeki “Dul Kadın ve Oğulları” ve özellikle “Altın Buzağı” heykelleri örnek veriliyor. Yardımcıoğlu, “Ekonomi, siyaset, din, mitoloji… Hepsi iç içe. Altın Buzağı, Yahudilerin çölde taptığı puttur. Finans merkezinin göbeğinde bu heykelin ne işi var? Her şey birbiriyle bağlantılı,” diyerek sözlerini noktalıyor.
Hamza Yardımcıoğlu’nun bu iddiaları, şüphesiz tartışma yaratmaya devam edecek. Ancak sunduğu belgeler, yaptığı karşılaştırmalar ve kurduğu bağlantılar, izleyicileri ve okuyucuları, görünenin ardındaki gizli tarihi ve olası küresel planları sorgulamaya davet ediyor. Masonluk perdesi, Yardımcıoğlu’nun yorumuyla aralanmış görünüyor, ancak ardındaki sırlar hala tam olarak çözülmeyi bekliyor.
Views: 3