Nesrin’in İtirafları | Gerçek Korku Hikayesi

Gerçek Korku Hikayesi | Çocuk sahibi olmak için karanlık yollara başvuran Nesrin’in, eşi, teyzesi ve eniştesiyle ilgili korkunç gerçeklerle yüzleşmesi ve akıl hastanesine uzanan tüyler ürpertici hikayesi.

Eşimle 3. evlilik yıldönümümüzü kutlayacaktık. İşten gelmesine yarım saat vardı. En güzel kıyafetlerimi giydim, saçımı taradım ve mükemmel bir sofra hazırladım. Aslında bu hazırlığın sebebi evlilik yıldönümü falan değil, eşimle aramı düzeltmekti. Yaklaşık bir senedir eşim Mehmet ile aramız bozuktu. Ne kadar uğraştıysak da çocuğumuz olmuyordu. Doktora gitmemize rağmen bir çocuk sahibi olamamıştık. Bu durum aramızı bayağı açmıştı.

Aynada kendime bakarken zil çaldı. Hemen kapıya yöneldim. Kapıyı araladığım anda Mehmet içeri daldı, beni öpüp sarılmaya başladı. Eşimi bana sarılırken, öperken ve hatta gülerken bile uzun zamandır görmemiştim. Elimden tutup salona çekti. Koltuğa oturduk ve Mehmet büyük bir heyecan ve mutlulukla çocuğumuz olacağını söyledi. Açıkçası söylediği şey bana çok garip gelmişti. Ellerimi tutup, “Benim iş yerinden bir arkadaşımla konuştum. Sabah işe gelirken seni alacak ve ailemizin bir hocasına götürecek. Onların da uzun süre çocukları olmayınca bu hocaya gitmişler ve kadın ikiz doğurmuş,” dedi. Ben de başımı sallayarak onayladım.

Sabah 9 gibi kapıya Mehmet’in bahsettiği kadın geldi. Zaman kaybetmeden çıkıp hocanın yanına gittik. Kapıyı genç, yüzü kapalı bir kadın açtı. Gizemli bir yerden geçip merdivenlerden yukarı çıktık. Hoca, “Hoş geldin Nesrin,” dedi. Şaşkınlığımı saklayamadım, “Adımı nereden biliyorsunuz?” dedim. Hoca sessiz bir şekilde gözleriyle yere oturmamızı işaret etti. Minderlere oturduk. Hoca kağıda dua gibi bir şeyler yazdı ve muska gibi sardı. Muskayı her zaman takmam gerektiğini ve eğer ilişkiden sonra hamilelik olmazsa tekrar gelmemi söyledi. Ücret ödeyip eve döndük.

Hoca Muskayı hazırlayalı iki hafta olmuştu ve ben Muskayı hiçbir zaman boynumdan çıkarmamıştım. Bu süre zarfında Mehmet ile defalarca ilişkiye girmiştik. Ayrıca eşimin bana olan ilgisi artmıştı. Bir gece yine ilişkiye girdik, eşimle sırtımızı dönüp uykuya daldık. İşte o uykudan sonra garip olaylar yaşamaya başladım.

Uykuya daldığımda ilginç bir rüya gördüm. Demirler arasında, hapishane gibi bir yerdeydim. Karşımda 3-5 yaşlarında bir kız çocuğu vardı ve bana, “Anne! Her şeyi mahvettin! Sen de mahvolacaksın!” diyerek bağırıyor, tepiniyordu. Yıllar yıllar geçti ama hala bu rüyayı dün gibi hatırlıyorum. Günlerce böyle garip rüyalar gördüm. Hatta bir seferinde rüyamda hamile olduğumu ve içimdeki çocuğun vücudumu parçalayarak dışarı çıktığını görüyordum. Rüyada sanki o acıları birebir yaşıyordum ama uyandığımda tüm acılar yok oluyordu. En son yine böyle bir rüya gördüm, uyandığımda kolumda garip bir iz vardı. Korkmuştum. Mehmet’i uyandırdım ve tüm olanları anlattım. Mehmet pek aldırış etmedi, hatta aklımı kaçırdığımı bile düşündü. Gerçekten de ya aklımı kaçırıyordum ya da bir şeyler benimle uğraşıyordu.

Ertesi gün Mehmet için fırında tavuk yaptım. Mehmet işten geldiğinde tepsiyi masaya koydum. Eşim çatalı tavuğa batırdı ve bir lokma ağzına aldı. Birkaç kez çiğnedikten sonra sofraya tükürdü. Yemeğin içerisinde aşırı tuz olduğunu söyledi. Ben de bir lokma yediğimde gerçekten çok aşırı tuz vardı. Fakat ben yemeğe hiç tuz atmazdım, tuz bizde sofrada eklenirdi. Beni bir anda bulantı tuttu. Tuvalete gidip kustum fakat hala bulantı vardı. Ertesi sabaha kadar bulantılar devam edince doktora gittim. Doktor bana bulantının sebebinin hastalık olmadığını, benim hamile olduğumu söyledi! Sevinçten resmen havalara uçuyordum. Hastaneden çıkar çıkmaz eve gittim. Bunu Mehmet’le kutlamalıydık. Hemen apar topar yemek yapmaya başladım. Yemek yaparken bir anda kulağıma garip, kemana benzer sesler gelip gidiyordu. “Hamileliktendir,” diyerek aldırış etmedim. Akşam eşime sürprizimi yaptım. Eşim sevinçten havalara uçtu, mutluluktan evde dört dönüyordu.

Kulağımdaki aptal çınlamalar, korku dolu rüyalar… Hamilelik bu kadar da zor olabilir miydi? Sıradan günlerim yine devam ediyordu. Yemeği yapmış, Mehmet’in eve dönmesini bekliyordum. Biraz geç de olsa Mehmet sonunda eve geldi. Sarhoş gibi bir hali vardı. Yemeğe oturduk. Ben tavukları bir bir yerken Mehmet öylece bana bakıyordu. Gülümseyerek, “Yemeyecek misin? Senin en sevdiğin yemek tavuk göğsüdür,” dedim. Mehmet ayağa kalktı, ağır adımlarla yanıma geldi. Yemiş olduğum tavuk kemiklerini önümden alarak ceplerini doldurmaya başladı. Garip bir yüz ifadesiyle, “Benim en sevdiğim yemek kemik olamaz mı karıcığım?” dedi.

Tam o sırada telefon çaldı. Salona geçtim ve telefonu açtım. Arayan teyzemdi, ağlıyordu. Teyzeme neden ağladığını sordum, telaşlanmıştım. Teyzem titrek bir sesle, “Eşin Mehmet bir iki saat önce işten dönerken trafik kazası geçirip hayatını kaybetmiş… Sana ulaşamayınca enişten aramışlar…” dedi. Şok olmuştum, aklımı kaybedecektim. Mehmet öldüyse mutfaktaki kimdi? Mutfaktaki Mehmet ise ölen kişi kimdi? Koşarak mutfağa gittim. Kapıdan içeri girdiğimde Mehmet köpek gibi yerden kemik yiyordu! Korkudan elim ayağım titriyordu. Yavaş yavaş koridora doğru çıktım. Olanlar aklım almıyordu. Elimi yüzümü yıkamak için lavaboya girdiğimde karşıma Mehmet çıktı! Duş almış, çırılçıplak ve ayakları yamuk yumuktu. Gözleri ise simsiyah… Sanırım bayılmıştım.

Gözlerimi açtığımda bir hastane odasındaydım. Teyzem ve eniştem başımdaydı. “Bundan sonra sana biz bakacağız kızım, seni hiç yalnız bırakmayacağız,” diyerek teselli veriyorlardı.

Eşimi kaybedeli tam üç ay oldu. Teyzemlerde kalmaya başladığım günden beri korkunç rüyalar görmüyor, o garip keman gibi sesleri duymuyordum. Tek garip olay ise saçma sapan şeyler aşermemdi. Eşimin ölüm haberinden sonra onu mutfakta yerden kemik yerkenki halini hatırladıkça canım kemik çekiyordu. Tuvalete kustuğumda kendi kusmuğumu bile aşermeye başlamıştım. Teyzem anlayışlı ve çok iyi kalpli bir insan olduğu için bu konuda bana hep yardımcı oldu. Canım böyle saçma sapan şeyler aşerdiğinde, “Sen hamilesin, çocuğun için ne aşeriyorsan bir parça da olsa yemelisin,” diyordu. Eğer teyzem ve eniştem yanımda olmasaydı ben çoktan bu hayattan kopmuştum. Onlar iyi ki varlar.

Bebeğimin cinsiyetini öğrenme vakti gelmişti. Doktora gittik. Sedye uzanıp doktorun talimatlarına uyarak karnımı açtım. Bebeğimin cinsiyetini çok merak ediyordum. Doktor ultrasona baktı ve donakaldı. Bebeğin cinsiyetinin gözükmediğini, ilerleyen zamanlarda tekrar gelmemi söyledi. Hastaneden üzgün ayrıldık, eve döndük. Akşam yemeğini yedikten sonra teyzemlerden müsaade isteyip odama çekilip uyumaya başladım.

Gece 3-4 gibi bir anda uykumdan uyandım. Aslında uyandırıldım diyebilirim. Evin içinde bebek ağlama sesi yankılanıyordu. Terliklerimi giyip sese doğru ilerledim. Salon biraz karanlıktı. Elektrikler gitmiş olacak ki ışıkları açamıyordum. Köşedeki tekli koltukta eniştem bir bebek seviyordu. Enişteme yaklaşarak, “O bebek kimin?” diye sordum. Eniştem bana gülümseyerek, “Bu bebek ikimizin!” diye bağırdı. Korku ve dehşet içinde bağırarak kaçmaya çalışıyordum ama bir türlü kaçamıyordum. Tam köşeye sıkıştığım anda gözlerimi yatağımda açtım. Meğer hepsi kabusmuş. Yorganı kafama kadar çekerek uykuma devam etmeye çalıştım fakat yorganı suratıma çektiğimde ise yorganın dışında birileri hareketsiz bir şekilde beni izlediğini hissediyordum. Odadaki bazı eşyalar çok yavaş kayıyor, dolap kapağı ise ara sıra gıcırtıyla hafiften açılıp kapanıyordu. Sanki bir ses fısıltıyla bana, “Seni alacağız, zamanın azaldı,” der gibiydi. Gözyaşları içerisinde sabah ezanına kadar yorgan altında kaldım. Ezan okunduğunda tüm bu hisler sona ermiş ve uykuma ondan sonra devam etmiştim.

Sabah kalktığımda bölgedeki en yakın cami hocasının yanına gittim. Cami hocası bana bu konulardan anlayan, bir insan olarak ücretsiz yardım eden iyi niyetli bir hocanın olduğunu söyledi. Adresini alıp hocanın yanına gittim. Adrese vardığımda kapıyı çaldım. Hoca kapıyı açtı, “Gel kızım,” dedi. İçeri girdiğimde sanki beynimin içindeki bir tümör yok olmuş gibiydi. Hoca ile karşılıklı oturarak tüm olanları anlattım. Hoca benden boynumdaki muskayı çıkarmamı istedi. Muskayı hocaya verdim. Eline bir maket bıçağı aldı ve muskanın dikiş kısımlarını tek tek kesmeye başladı. Her kestiğinde sanki benim bileklerimi kesiyor gibiydi. Hoca muskayı açıp içindeki kağıdı çıkarttı. Sinirli bir şekilde kafasını bana doğru salladı ve “Bu kağıtta Marid cinlerinin ismi var! Sana yakınlarından biri mi yapmış?” dedi. Ben de utanarak çocuğum olması için kendime büyü yaptırdığımı söyledim. Hocanın suratı çok fena düştü. Kafasını kaldırarak, “Bak! Umarım o çocuk bir insandır!” dedi. Bana dualarla dolu bir muska yazdı. “Bunu tak ve bol bol dua et. Senin için yapılacak bir şey yok,” diyerek beni yanından defetti.

Çaresiz ve yorgun bir biçimde eve döndüm. Teyzem, eniştem yemek sofrasında beni bekliyorlarmış. Hemen sofraya oturdum. Yemeği yedik, odama çekilip biraz müzik dinleyeyim dedim. O sırada teyzem içeri bir bardak içecekle girdi. “Bunu içersen mutlaka iyileşirsin. Tadı biraz acı ama çocuğun için bunu iç,” dedi. İğrenç bir tadı vardı ama içtikten sonra kendimi rahatlamış hissettim. Yatağıma uzandım ve mükemmel bir uyku çektim.

Gözlerimi açtım fakat hareket edemiyordum. Ayaklarımı, bacaklarımı kıpırdatamıyordum. Karnımda ve vajinamda inanılmaz bir sancı vardı. Nerede olduğumu anlamaya çalışıyordum ama bir şey göremiyordum. Etraf karanlıktı fakat bu karanlığı birkaç mum ışığı aydınlatıyordu. Nerede olduğumu anlamaya çalışırken bir anda suratıma bir kadın tükürdü! Tüküren kadın benim teyzemdi! Önümde, arkamda, etrafımda garip karanlık kişiler vardı. Teyzeme korku içinde ne olduğunu ve neden bunu yaptığını sordum. Teyzem kin ve nefret dolu bir tavırla, “Yıllarca eniştenle çocuğumuz olsun diye uğraştık. Sonunda Esra adında bir kızımız oldu. O şerefsiz annen kızımı gezdirme bahanesiyle aldı, kendine benzetti, kızımı da öldürdü! Senin annen ifritin tekiydi! Kızım öldüğü gün biz intikam yemini ettik! Ruhumuzu, malımızı, bedenimizi şeytana sattık! Sırf annenin kızına yaptıklarını sana yapmak için uğraşlar verdik! Üç senedir Mehmet diye sevdiğin kocan da aslında bizdendi! Karnındaki bebeği görmek ister misin?” dedi. Elinde iğrenç görünümlü bir yaratıkla geldi, gözüme gözüme sokuyordu. Olanları aklım almıyordu, hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Hayatta güvenebileceğim, ailem dediğim iki insan bana iğrenç şeyler yapıyordu. Aylarca çok iğrenç görünümlü bir yaratık taşımıştım… Korkudan titriyordum.

Tam o sırada biri bulunduğum odanın kapısını tekmeyle kırdı ve içeriye daldı. Gelen kişi benim en son gittiğim hocaydı. Hoca bağırarak dualar ederken etrafımdaki o karanlık şeyler kaçmaya başladı. Teyzem, eniştem, hepsi dışarı kaçtı. Hoca ellerimi çözdü ve beni hastaneye yetiştirdi.

Olayları polise anlattığım günden beri işte bu akıl hastanesinde kalıyorum. Sana bunları anlatırken bile beni izliyorlar. Artık ölmek istiyorum ama buradaki doktorlar beni anlamıyorlar. O kabusları ve sesleri her gece görüyorum, hem de eskisinden daha da şiddetli. İnsanlara da bir mesajım olacak: Hayatlarının değerini her zaman bilsinler, şu anki halleri için şükretsinler.

Views: 15

İlginizi Çekebilir:Ezra Adlı Cinle Yaşadığımız Aşk | Gerçek Korku Hikayesi
share Paylaş facebook pinterest whatsapp x print

Benzer İçerikler

The Treasure Hunt in Çorum | A True Horror Story
Çorum’daki Define Kazısı | Gerçek Korku Hikayeleri
Saksıdaki Lanet | Paranormal Hikaye
Saksıdaki Muska | Paranormal Hikaye
The Jinn's Treasure | A True Horror Story
Cinli Gömü | Korku Hikayesi
The Jinn Swapped My Baby | A True Horror Story
Cinler Bebeğimi Başkasıyla Değiştirdi | Gerçek Korku Hikayesi
Because of My Grandfather's Sin | A Paranormal Story
Dedemin Günahı Yüzünden | Paranormal Hikaye
The Sarcophagus Curse | True Horror Story
Lahdin Laneti | Gerçek Korku Hikayesi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paranormal Dergi. | © 2025 |