Seferihisar Güzeli | Paranormal Hikaye
Paranormal Hikaye | Özet: İzmir Seferihisar’da garson Halil’in hayalet sandığı Melisa ile gizemli aşkı. Yıllar sonra İstanbul’da kavuşma ve bitmeyen soru: Gerçek miydi, hayal mi?
Merhaba, adım Halil, 32 yaşındayım. Bundan 8 sene önce başıma gelen tuhaf bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu olaydan sonra hayatım tamamen değişti. Hikayem ilginçlikler ve gizem barındırıyor. Önceleri halüsinasyon görüyormuşum aslında ama bunun gerçek olduğunu sandım ben belli bir süre. İşler bazen sarpa sardı ancak sonunda büyük de bir tesadüf oldu.
İzmir Seferihisar’da bir balık restoranında çalışan biriydim. Türkiye’deki birçok insan gibi yoksulluk ve fakirlik içinde yaşıyordum. Yazın burada çalışıp kışın İzmir’e gidip kendime yatılı işler buluyordum. Sezon başlayalı henüz bir ay anca olmuştu. İnsanlar yavaş yavaş yazlıklarına geliyor, bizim de işlerimiz ufaktan yoğunlaşıyordu. Müşterilerimiz için gayet keyifli bir yerdi; denize sıfır bu mekanda bir yandan balıklarını yiyor, bir yandan da keyifli ve güzel vakit geçiriyorlardı.
Bir gün müşterilerin arasından bir kız dikkatimi çekmişti. O kadar güzeldi ki bakarken donup kalmıştım. Birkaç kez uzaktan uzağa onu göz hapsine almıştım. Ara ara o da bana bakıyordu ve onunla ilgilendiğimi anlamıştı. Ne yemek yiyor ne de masadan kalkıyordu. Masadaki kimseyle sohbet etmiyordu. Bir ara çıkan siparişler için mutfağa gittim. Geldiğimde sadece onu masada göremedim. Yine o masayı takip etmeye devam ediyordum, gelen giden yoktu. Masadaki diğer kişiler hesabı ödeyip kalktılar. Arkalarından baktım ancak o kız yoktu. Arabalarına binip gittiler.
Yaklaşık iki hafta sonra yine mutfaktan siparişleri alıp servise gidiyordum ki o kızı gördüm. Hemen servisimi yapıp uzaktan gözetlemeye başladım. Yine kimseyle konuşmuyor ve de bir şey yemiyordu. Bu sefer farklı insanlarla gelmişti. Yine sürekli göz göze geliyorduk. Restoranda çalışanlar bilir, iki dakika boş duramıyorduk, sürekli bir iş çıkıyordu. Geri döndüğümde yine yoktu. Masadakiler hesabı ödeyip gittiler, onu yine göremedim.
Gece eve geçtim. Ertesi gün istirahat günümdü. Yatağımda onu düşünüp durdum ve rüyama da gelmişti. Yine bizim restorandaydık ama kimse çalışmıyordu, sadece ben vardım. Tek müşteri de oydu. Yanına gidip siparişleri aldım ve mutfağa gidip pişirmeye başladım. Sonra servisi yapıp bir isteğinin olup olmadığını sordum. “Şimdilik yok,” dedi ve belli bir süre ayakta onu izledim. İlk defa yemek yediğini gördüm. Canının sıkıldığını fark ettim ve yanına gidip tekrar bir isteği olup olmadığını sordum. “Yalnızım, canım sıkıldı. Otur biraz sohbet edelim,” dedi. Karşısına oturup konuşmaya başladım. İsmi Melisa’ydı. Avustralya’dan henüz yeni buraya geldiğini söyledi. Belli bir süre sohbet edip tanıştık. “Yine geleceğim,” dedi ve onu uğurladım. Tabakları mutfağa götürürken bir tanesi elimden düştü, kırıldı. O sesi duymamla irkilerek gözlerimi açtım ve rüyam sona ermişti.
İstirahat günüm bittikten sonra işe dönüp çalışmaya başladım. Akşam bütün müşteriler gitmiş, etrafı topluyorduk. İşim bittikten sonra eve doğru gidecektim ki dışarıda, masalardan birinde Melisa’yı gördüm! “Sana geleceğimi söylemiştim, unuttun mu?” dedi. Hemen iki bardak içecek bir şey aldım ve geldim. Konuşmaya başladık. Ona yavaş yavaş ilgimi göstermeye başladım, sonunda ona açıldım. O da, “Zamana bırakalım,” dedi. Bir bardak daha içki istedi. “Hemen getiriyorum,” dedim. Geldiğimde orada yoktu. Birinci bardağa da dokunmamıştı. “Neden ikinciyi istedi?” diye bir ara masada düşündüm durdum. Bu arada iş arkadaşlarımdan biri bana, “Neden orada kendi kendine konuşup duruyorsun?” dedi. “Ne konuşması?” dedim. “Evet gördüm, tek başına konuşuyordun.” Bunu demesi biraz canımı sıkmıştı. Eve doğru gidip yatağımda düşünmeye başladım. Bir şey yemiyor, kimseyle konuşmuyordu. Bir tuhaflık var mıydı bu işte acaba?
Ertesi gün işe geldiğimde hiçbir şey olmamış gibi çalışmaya devam ettim. İş bitmiş, eve doğru ilerlemeye başlamıştım. Melisa’yı evimize yakın bir yerde bankta otururken gördüm. Beni yanına çağırdı ve hemen oturdum. Sohbete başladık. Nasılsın, iyi misin faslını geçtikten sonra, “Ne işin var burada?” dedim. Önce, “Burada yakın bir yerde teyzem oturuyor,” dedi, evini de gösterdi. Aslında onu çok merak ediyordum. “Dokunsam,” dedim bir ara, “gerçek mi değil mi?” diye. Sürekli içimde bir şüphe oluşmaya başladı. Ona, “Bir fotoğraf çekilelim mi?” diye sordum. Israr ettim, kabul etti. Beraber güzel bir fotoğraf çekildik ve telefona baktığımda fotoğrafta bir sıkıntı yoktu, gayet güzel çıkmıştık. Giderken de elini sıkıp dokunmak istedim ama çok acelesi olduğunu söyledi. Tam gideceği sırada kolundan tuttum. “Yarın yine görüşelim,” dedim. Koluna dokunuşumla irkildi ve hızlıca yanımdan ayrıldı.
Eve gittim. Annem, “Nerede kaldın oğlum?” diye sordu. “Bir arkadaşla görüştüm anne,” dedim. “Hangi arkadaşınmış o? Seni camdan izledim, neler oluyor oğlum? Orada bir saate yakın oturup biriyle konuşur gibi yapıyorsun ama tek başınaydın!” dedi. Bunu duyunca, “Olamaz!” dedim yine. Fotoğrafı çıkarıp anneme gösterecektim ama cesaret edemedim. Ya Melisa fotoğrafta yoksa? Herkesin diyeceklerini göze alabilirdim ancak annemin delirdiğimi düşünmesini kaldıramazdım. Zaten birtakım rahatsızlıkları vardı. O yüzden hiçbir şey demeyip, “Öyle kendi kendime konuşup planlar yapıyordum,” dedim.
Ertesi gün olmasını iple çektim. İşten çıkıp yine aynı yere geldim ve beklemeye başladım. Melisa da gelmişti. Melisa’ya, “Yanlış giden bir şeyler var,” dedim. “Nedir?” dedi. “Senin bir hayalet ya da cin olduğunu düşünüyorum.” O da gülerek karşılık verdi: “Nereden çıkardın bunu?” “Çünkü seni benden başka görebilen yok,” dedim. “İş arkadaşlarım, annem… Hepsi kendi kendime konuştuğumu zannediyor.” “O zaman elimi tut. Gerçek mi hayal mi, o zaman anlarsın,” dedi. Elini tuttum. Sıcacıktı, gerçek bir eldi. Uzun bir süre de bırakmadım. Telefonumdaki resimde de gayet güzel gözüküyordu. Yani gerçek olduğuna bir şekilde inanmıştım.
Birkaç gün bu şekilde devam etti. Artık daha samimi olmuştuk. Yine akşamları iş bitiminde aynı yerde görüşüyorduk. Bana kaldığı evi de göstermişti. “Bak ben o evde kalıyorum,” dedi. Artık ilişkimiz iyice ilerlemişti. Bir gün onu Seferihisar çarşıya davet etmiştim. O da gelemeyeceğini, İzmir’de bir işi olduğunu söyledi. “Yarın akşam anca gelirim. Yine aynı yerde görüşelim,” diye telefonda konuştuk. Kimseye sevgili olduğumuzu söylememiştim ve de hiç kimse bizi görmemişti. Görüştüğümüz yerde yanımızdan insanlar gelip geçiyordu ama dikkatlerini çeken bir şey olmuyordu sanırım. Bir sorun yoktu. Yine de, “Acaba onu görüyorlar mı?” diye düşünüyordum. O gece bankta otururken yanımızdan geçen birini durdurup onu görüp görmediğini soracaktım.
İşten geldim, onu aradım. “Birazdan geliyorum,” dedi. Ben de beklemeye başladım. Melisa geldiğinde birbirimize sarıldık. Onu hakikaten çok özlemiştim, iki gündür neredeyse görmüyordum. “Ne yaptın, anlat bakalım,” dedim. “Çarşıda biraz alışveriş yaptık,” dedi. Ona sürekli dokunuyor, elini tutuyordum. Her şey gerçekti, bunu hissedebiliyordum. Birilerinin o civardan geçmesini bekledim. En sonunda yaşlı bir teyze yakınımızdan geçiyordu. Hemen bir bahane ile yanından ayrılıp teyzenin yanına gittim. “Teyzeciğim, sana biraz tuhaf gelecek ama şurada oturan kızı görüyor musun?” dedim. “Evet görüyorum, güzel kız. Sevgilin mi?” diye sordu. “Evet,” dedim. Bu cevabı duyduğuma çok sevinmiştim. Hemen Melisa’nın yanına gidip tekrardan konuşmaya başladık. “Teyze seni bayağı bir mutlu etmiş, gülüp duruyorsun. Hayrola?” dedi. Ona annemin arkadaşı olduğunu söyledim. “Seni de çok beğenmiş,” deyip orada vedalaşıp ayrıldık. “Yarın yine burada aynı saatte görüşelim,” dedik. Bunun Melisa’yı son görüşüm olduğunu bilmiyordum.
Ertesi gün iş bitimine yakın yine aynı yere gittim. Gelen giden yoktu. Telefonla aradım, açan olmadı. Uzunca bir süre o bankta bekledim, kimse gelmedi. Eve gittim. “Herhalde bir sorun çıktı, gelemedi,” diye düşündüm. Sabah olmuş, kahvaltıyı yaptıktan sonra onu aramaya başladım. Başka bir bayan çıkmıştı telefona. “Yeter artık! Bir daha bu numarayı ararsan seni savcılığa şikayet ederim!” diyordu. “Ne diyorsun sen kadın?” dedim. “Günlerdir arayıp rahatsız ediyorsun! Bir daha arama!” dedi. “Bu neydi şimdi?” dedim kendi kendime. İş çıkışı tekrar aynı yere gittim. Ne gelen vardı ne de giden. Neler oluyordu böyle? Yine Melisa’yı aradım. Yine o kadın çıktı. “Sana demedim mi beni bir daha arama diye?!” “Dur bir dakika, kapatma!” dedim. “Bu numaranın Melisa diye birine ait olması lazım. Her gün onu bu numaradan arıyordum ve yanıma çağırırdım,” diye söyledim. “Evet, her gün arıyordun. Ben de senin yüzüne kapatırdım ‘arama yeter’ diye. Sen de inatla arıyorsun! Bak hiç şakam yok, savcılığa verebilirim seni bir daha rahatsız edersen eğer!” dedi.
Telefonu kapattıktan sonra hemen bana gösterdiği, kaldığı o eve gittim. Kapıyı çaldım ve yaşlı bir teyze kapıyı açtı. Kadına dikkatli bakınca bu teyzenin, sokaktayken Melisa’yı gösterdiğim teyze olduğunu anladım! “Allah Allah!” diye söylendim içimden. “Buyur delikanlı,” dedi. “Teyzeciğim, Melisa burada mı?” dedim. “Ne Melisa’sı evladım?” dedi. “O akşamki kızdan mı bahsediyorsun?” “Evet,” dedim. “Ben yıllardır burada tek başıma yaşıyorum. Eşim vefat edeli çok oldu. Ondan sonrasında da herhangi bir misafirim olmadı,” dedi. Rabbim sen yardım et, neler oluyor böyle…
Eve geçtim ve düşünmeye başladım. İş arkadaşım ve annem haklıydı. O kadın bir hayalmiş! Kendimi tutamayıp gözyaşlarına boğuldum. Günlerce iş çıkışı aynı banka gidip oturdum. Telefonu arıyordum ama dalıp dalıp gidiyordum.
Üzerinden tam iki sene geçmişti. Acısı bayağı bir hafiflemişti artık. Melisa’nın o dönem bende bıraktığı travmayı atlatmıştım. İstanbul’a iş bulmak amaçlı gelmiştim. Burada bir arkadaşım da vardı. Onunla beraber İstiklal Caddesi’nde bir yere gittik. Orada çalışanlardan biri dikkatimi çekmişti. Daha dikkatli baktığımda kalp çarpıntılarıma engel olamadım. Bu Melisa’ydı! “Olamaz!” dedim kendi kendime. İş bulma işini biraz erteledim. Her gün oraya gidiyordum. Birkaç defa beni gördü ama tanımadı. Artık konuşacaktım. Yanına gittim ve “Melisa?” diye seslendim. “Adımı nereden biliyorsun?” dedi. Ona bazı şeyleri ayaküstü anlattım. “Şu an çalışıyorum. İş bitiminde ancak seninle yarım saat görüşebilirim,” dedi. “Olur,” dedim ve beklemeye başladım onu.
İş çıkışı aldım, bir kafede oturup konuşmaya başladık. Olanı biteni anlattım ve telefondaki resmi de gösterdim. Görünce şok oldu ama “Resimdeki benim,” dedi. “Ben hiç Seferihisar’a gitmedim. Seni de tanımıyorum. Bu olamaz!” dedi. O da çok şaşırmıştı. Bu durum sayesinde biraz ilgisini çekmiştim onun. Hemen hemen her gün iş yerine gitmeye başladım. Zamanla da olsa o da bana ilgisini göstermeye başladı. İlerleyen zamanda beraber olmaya başladık. Çok tuhaf bir durum gibi gelmeye başladı bana ama tekrardan ona kavuşmuştum. İstanbul’da bir iş de bulmuştum.
Yaklaşık bir senedir beraberdik. Ona evlenme teklif ettim. O da hiç düşünmeden kabul etti. Bütün hazırlıkları yaptık ve evlenip Seferihisar’a yerleştik. Her şey çok güzel gidiyordu, gayet mutlu bir şekilde yaşıyorduk.
Bir gece uyuduktan sonra bir rüyanın içinde buldum kendimi. Melisa ve o teyze… Teyze, “Artık onunla ömür boyu berabersin, kıymetini bil,” dedi. Melisa’ya döndüm. O da, “Evet, uzun bir süre geçti, tekrar karşılaştık. Ben de seni seviyorum. Tekrar kavuştuk, artık ölene kadar beraberiz. Bunu unutma,” dedi ve bana sarıldı. Daha sonra rüyadan uyandım ve Melisa’yı uyandırdım. Ona rüyamı anlattım. O da, “Gerçek olan benim, merak etme,” dedi. “Artık ömür boyu beraberiz.”
Views: 8