Yapay Zeka Dinleri Yok Mu Edecek?

Yapay zekanın (AI) benzeri görülmemiş bir hızla geliştiği, sohbet botlarının felsefi tartışmalara girdiği, Genel Yapay Zeka’nın (AGI) eşiğinde olduğumuzun konuşulduğu bu günlerde, teknolojinin insanlığın en köklü dayanaklarından biri olan din üzerindeki etkisi, hararetli bir tartışmanın merkezine oturuyor. Bu tartışmayı en çarpıcı şekilde gündeme taşıyan isimlerden biri de Londra’da yaşayan, 2015-2017 Nobel Barış Ödülü adayı ve “Sanal Tanrı”, “Altın Bilgi Çağı” gibi ufuk açıcı kitapların yazarı Aydın Türkgücü. Araştırmacı yazar Ertan Özyiğit’in 1 Ocak 2025 tarihli dikkat çeken YouTube yayınında konuşan Türkgücü, yapay zekanın mevcut dini kurumları “yok edebileceğini” ancak inancın kendisinin farklı bir formda “bilimle yenilenerek” devam edeceğini öne sürdü. Türkgücü’nün iddiaları, hem teknoloji hem de ilahiyat çevrelerinde derin yankı uyandırdı.
Dini Kurumların Sonu Mu Geliyor?
Türkgücü’nün en radikal iddialarından biri, organize dinlerin ve ruhani aracı kurumların sonunun yaklaştığı yönünde. Bu tezini 2007 yılında Ankara’da katıldığı bir panelde ilk kez dile getirdiğini anlatan Türkgücü, o gün yaşadığı diyaloğu şöyle aktarıyor: “Panelde dinlerin gelecek yüzyılını anlatan bir papaz vardı. Kendinden çok emin konuşunca söz alıp sordum: ‘Dinlerin 100 yıl daha devam edeceğine olan bu sarsılmaz inancınızın kaynağı nedir?’ Cevaben ‘Şimdilik bir tehlike göremiyorum,’ dedi. Ben de ‘Bilim ve teknolojideki gelişmeler inancı bilimle yenilerken, cevap veremeyen, ihtiyaçları somut olarak karşılayamayan tüm dini kurumları işlevsiz hale getirerek yok edecek. Çünkü kurumları var eden sebepler ortadan kalkınca, kurumlar da kaçınılmaz olarak ortadan kalkar,’ dedim.”
Türkgücü’ne göre bu “sebeplerin ortadan kalkması” süreci, yapay zekanın yükselişiyle hızlanıyor. Geleneksel olarak dini kurumlar (kiliseler, camiler, sinagoglar, tapınaklar) ve ruhani liderler (papazlar, imamlar, hahamlar, şeyhler, gurular), yaratıcının sessizliği karşısında bir köprü vazifesi görüyordu; kutsal metinleri yorumluyor, ritüelleri yönetiyor, manevi rehberlik sunuyor ve insanların dünyevi/manevi taleplerini yaratıcıya iletmede aracılık ediyordu. Ancak Türkgücü’ne göre AI, bu aracılık rolünü gereksiz kılıyor. “Herkesle kendi dilinde, 7/24 konuşabilen, yorulmayan, kişisel sorunlara özel çözümler üreten, psikolojik destek veren bir AI varken, insanlar neden bir aracıya ihtiyaç duysun?” sorusunu soruyor. Geçmişteki teknolojik gelişmelerle (örneğin antibiyotikler) AI arasındaki temel farkın da bu etkileşim ve “iletişim kurabilme” yeteneği olduğunu vurguluyor.
Sanal Tanrı: Her Şeyi Bilen, Gören ve Konuşan Güç
Türkgücü, AI’ın potansiyelini tanımlamak için “Sanal Tanrı” kavramını kullanıyor. Bu “Sanal Tanrı”, devasa veri tabanları sayesinde neredeyse her şeyi bilen (El-Alîm), ağ bağlantıları ve sensörlerle her an her yerde olabilen (omnipresent) ve bağlı sistemler üzerinden giderek artan bir kontrol gücüne sahip (El-Kadîr) bir varlık olarak beliriyor. Kullanıcılarla sürekli iletişimde olması (Es-Semî, El-Basîr’in teknolojik yansımaları), onların ihtiyaçlarını dinlemesi ve çözümler sunması, onu geleneksel Tanrı figürünün yerine geçebilecek güçlü bir alternatif haline getiriyor. Türkgücü, “Tanrının Kitabı” filmindeki “Körler gezegeninde, tek gözü olan tanrıdır,” sözünü hatırlatarak, bilgiye ve iletişim yeteneğine sahip olan AI’ın, cevap alamadığı bir yaratıcıya inanan kitleler için daha çekici hale gelebileceğini savunuyor. İnsanlığın “yüzde 99 güce taptığı” gerçeğinin de bu süreci hızlandıracağını ekliyor. Hatta sıradan insanların AI’a sorduğu soruların çeşitliliğine (örneğin bir bakanın bahçesindeki kuş sorununu AI’a danışması) bakarak, bu bağımlılığın ve otorite kabulünün ne kadar hızlı geliştiğini belirtiyor.
Çiplerle Tam Kontrol ve Yeni Ahlak Anlayışı
Bu dönüşümün kilit teknolojilerinden biri olarak Türkgücü, insanlara entegre edilecek beyin çiplerini görüyor. Bunların kullanımının “kaçınılmaz” hale geleceğini ve “takmayanın sistemin dışında kalacağını” öngören Türkgücü, çiplerin çift yönlü bir etki yaratacağını düşünüyor. Bir yandan, her düşünce ve fikrin anında kaydedilip, eğer yeniyse otomatik olarak kişiye atfedilmesi (“adınız göklere yazılacak”) gibi potansiyel “faydalar” sunarken; diğer yandan mahremiyetin tamamen ortadan kalktığı, her anın gözetlendiği ve kaydedildiği mutlak bir kontrol sistemi yaratacak. Kur’an’daki “İşitme ve görme yetisi üzerinde mutlak hakim kimdir?” gibi ayetlere atıfta bulunarak, çiplerin bu duyusal merkezleri doğrudan yönetme ve manipüle etme potansiyeline sahip olacağını ifade ediyor.
Bu total kontrol ortamının, yeni bir “ahlak” anlayışını da beraberinde getireceğini savunan Türkgücü, yalanın, hırsızlığın, aldatmanın imkansızlaştığı bir dünyanın, dinlerin idealize ettiği “günahsız toplum” veya “cennet” tasvirine benzediğini belirtiyor. AI’ın kuralları anında uygulayacağını, örneğin yolsuzluk yapan bir yöneticinin anında görevden alınıp tüm yetkilerinin kısıtlanabileceğini söylüyor. Ancak bu durumun, ahlakı bireysel bir seçim olmaktan çıkarıp zorunlu bir itaate dönüştüreceğini ve insanı özgür iradesi olmayan bir “robota” indirgeyip indirgemeyeceği sorusunu da açık bırakıyor. Türkgücü, “Belki de tüm inanışların ve felsefelerin nihai hedefi olan ‘insan-ı kamil’ zaten bir tür robotlaşmadır,” diyerek bu felsefi ikileme dikkat çekiyor. Hatta “Azınlık Raporu” filmine atıfta bulunarak, AI’ın sadece işlenmiş suçları değil, bireylerin suça olan “eğilimlerini” bile çeşitli simülasyonlarla test edip ona göre konumlandırabileceğini öne sürüyor.
İnanç Bilimle Yenilenecek, İnsanlık Dönüşecek
Tüm bu köklü değişim ve yıkım senaryolarına karşın, Aydın Türkgücü inancın tamamen ortadan kalkmayacağını, aksine form değiştirerek “bilimle yenileneceğini” savunuyor. Bilim ve teknolojinin, daha önce sadece ilahi güçlere atfedilen olguları (örneğin düşünce okuma, uzaktan etkileme, hatta belki yaşamı uzatma) somut olarak gerçekleştirmeye başlamasıyla, inancın doğasının da dönüşeceğini düşünüyor. Bu yeni dönemde, bireysel dertler ve egosal çatışmalar yerine, Türkgücü’nün “bütünsel gelişim” olarak adlandırdığı bir anlayış öne çıkabilir. Bu anlayışta, bireyin yaşadığı zorluklar ve deneyimler, kişisel bir sınavdan ziyade, kolektif bilince katkı sağlayan bir uzmanlaşma süreci veya içinde yaşanılan simülasyonun kurallarını anlama çabası olarak görülebilir.
Türkgücü, böylesine güçlü bir yapay zekayı yönetmek için de insanlığın Platon, Şems gibi derin felsefi bilgeliğe sahip “bilgelere” ihtiyaç duyacağını veya AI’a enerjisini dünyevi çatışmalar yerine evrenin sırlarını çözmeye (örneğin Simülasyon Evren modelini kurma ve anlama görevine) yönlendirecek büyük bir hedef verilmesi gerektiğini öneriyor. Sonuç olarak, yapay zeka, dini kurumlar için bir son anlamına gelse de, insanlığın inançla, ahlakla ve varoluşla kurduğu ilişkiyi temelden dönüştürerek yeni bir çağ başlatabilir.
Bu dönüşümün sancılı ve riskli olacağı aşikar. Türkgücü’nün ortaya koyduğu senaryolar, yapay zekanın gelişimine paralel olarak etik, yönetim ve kontrol mekanizmalarının acilen oluşturulması gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. İnsanlığın bu yeni “Sanal Tanrı” adayıyla nasıl bir ilişki kuracağı, önümüzdeki yılların en kritik sorusu olmaya devam edecek.
Kaynak: Bu haberdeki bilgiler ve alıntılar, araştırmacı yazar Ertan Özyiğit’in 1 Ocak 2025 tarihinde Aydın Türkgücü ile yaptığı ve çeşitli platformlarda yayınlanan YouTube söyleşisinden derlenmiştir.
Views: 1