Cinlerin Altını | Gerçek Korku Hikayesi
Gerçek Korku Hikayesi Özet: Tarlada bulunan altın sandığı define değil, kabus getirir. İki arkadaşın yaşadığı bu korku hikayesi, cinlerin sahiplendiği lanetli bir hazineyi ve korkunç olayları konu alıyor.
Selamünaleyküm, ben Yaşar. Sizlere birkaç sene önce başıma gelen bir olayı anlatmak istiyorum. Üniversiteyi bitirdikten sonra boş boş gezmeye başladım. Ailemin maddi durumu iyi olduğu için işe falan girmeme gerek yoktu ama babam benim boş boş gezmeme çok sinir oluyordu. Bir gün odasına çağırdı ve elime yüklü bir miktarda para verip, “Al bunu, git bir şeyler yap. Eğer bunu da diğerleri gibi hiç edip geri gelecek olursan seni eve almam” dedi. Ben “Tamam baba” dedikten sonra paraları bir çantaya koydum ve arabamın anahtarını alıp dışarıya çıktım.
Telefonumdan en yakın arkadaşım Yağız’ı aradım. Onların durumu bizimkiler gibi iyi değildi. “Birader sana bir teklifim var, iki dakikaya aşağıya in. Sizin evinizin önüne geliyorum” dedim. Yağız “Tamam” dedikten sonra telefonu kapattı. Yaklaşık 10 dakikaya Yağızların evinde olmuştum. Zaten Yağız beni görür görmez hemen arabaya doğru gelip arabaya bindi. “Ee, neden çağırdın beni? Ne oldu?” diye sordu. “Oğlum ya, benim peder bana yüklü bir miktar para verdi ama ne yapacağımı bilmiyorum. Gel birlikte bir işe girelim” dedim. Yağız “Beni biliyorsun kanka, sen neredeysen ben de oradayım” dedi. “Tamam onu biliyoruz da, ne iş yapacağız?” dedim.
Yağız biraz düşündükten sonra, “Kanka bizi biliyorsun. Annemle babam köyden geldi, az çok tarladan anlarım. Yani çok bir masrafı da yok. Eğer bir tarla alırsak orayı işler, eker biçeriz. Ben zaten bundan hariç pek bir işten de anlamam ama şunu biliyorum, tarlada iyi iş var. Hele bir de düzgün bir şeyler ekersek o sene parayı basarız” dedi. Ben de tek tük olan sakallarımın birkaçını çekip düşünmeye başladım. “Kardeşim bunun için ne kadar lazım? Yani ne alacağız, hani bu işe başlayacaksak eksiksiz olması lazım” dedim. Yağız biraz düşünüp, “Kanka iyi kazanmak istiyorsak haliyle önce bir tarlaya ihtiyacımız var. Tarlayı ekip biçmem için bir traktör ve tarlaya ekmek için de tohum, fidan lazım. Bir de gübreyi unutmamak lazım. Kaba taslak hesap yapmak gerekirse 600-700 bin TL kadar bir para lazım.” Ben çantaya bakıp “Galiba bu yetmez” dedim gülerek. Gerçek manada ailemin maddi durumu çok iyi olduğu için bu konuda pek fazla bir sıkıntımız yoktu.
Babamı arayıp “Baba ne kadar para verdin bana?” diye sordum. “250.000 TL para var orada. Ne yapacağına karar verdin mi?” diye sordu. Ben Yağız’la olan planlarımı anlatıp biraz daha para istedim. Babam biraz sert bir biçimde, “Tamam vereceğim ama madem bu kadar para yatırıyorsun, eline yüzüne bulaştırma. Eğer bunu da diğer işlerine çevirecek olursan karşıma çıkıp eve dahi gelme” dedi. Ben “Tamam” deyip telefonu kapattım. Yağız bana “Ne oldu?” der gibi bakıyordu. Babamın dediklerini anlatıp bu işin çok önemli olduğunu söyledim. Yağız bana ciddi bir şekilde bakıp, “Sana söz veriyorum ki bu işten iyi para vuracağız. Sen rahat ol, bana güven. Ben az çok neyin ne olduğunu bilirim. Yani iş bilen birisiyle bu işe girmek senin açından daha iyi olur. Sana açık konuşacağım, normalde paraya ihtiyacım var ama ben sana hem yardım edip hem de yol arkadaşı olacağım” dedi. Ben tebessüm edip “Sağ ol kardeşim benim” dedim ve babamın yanına doğru gittik.
Babam Yağız’ı görür görmez gülümsedi. “Yağız evladım, sen de bilirsin ki seni severim. Sana bizim oğlandan çok güvenirim. Yani normalde verdiğim paradan daha fazlasını vermez, ne halin varsa gör derdim ama bu işte sen de olduğundan dolayı sana güvenim tam” dedi. Sonra arkasındaki koca dolabı açtı ve paraları para sayma makinesinde sayarak masaya koydu. Biz evden çıkarken Yağız, “Oğlum bak ne kadar şanslısın, adam sana yapacağını yaptı. Harbiden bak, bir iş kurman için ne kadar para verdi. Ona göre hareket edelim ki hem paralar boşa gitmesin hem de babanın sana ve bana verdiği son şansı iyi değerlendirelim” dedi. “Bizim hemen acilen araştırmalara başlayıp bir tarla almamız lazım. Gerekirse benim Ziraat okuyan bir arkadaşım var, onu yanımıza çağıralım, bulduğumuz tarlanın verimine baksın” dedim. Yağız, “Gerek yok kanka, ben halledeceğim onu. Benim bu işleri yapan bir dayım var, hala tarımla uğraşıyor. Baban da zaten ticaretle uğraşıyor, toptan mal alan arkadaşlarına çıkan malların hepsini satarız” dedi.
Biz arabadayken Yağız birkaç akrabasını aradı. Ben de onlar konuşurken internetten satış ilanlarına bakıyordum ki Yağız bana bakıp “Kardeşim buradan otobana çık, bizim köye bir gidelim” dedi. Ben de hiç sorgulamadan önce otobana çıktım ve dümdüz gitmeye başladım. Ben giderken Yağız da hala birisiyle konuşup bütçemizden bahsediyor, nasıl bir şey yapmak istediğimizi anlatıyordu. Bir süre sonra Yağız telefondaki kişiyle aramasını sonlandırıp telefonu kapattı. Ben tam ne olacağını soracakken, “Kanka benim dayımın bir arkadaşının tarlası varmış. Sahibi yeni ölmüş, akrabaları satışa koymuş ekip biçen olmayınca. Yani verimi de iyiymiş, gönlümüz o konuda rahat olabilirmiş. Bu adamın tarlası daha önce ekildiğinden dolayı malzemesi de vardır, onlarla da pazarlık yapar, alacağınız diğer yerlerden daha uygun alırsınız” dedi dayım. Benim de yüzüm gülmüştü.
Yaklaşık yarım saat sonra Yağızların köyünde olmuştuk. Yağız’ın tarifiyle dayısının evine kadar gittik. Zaten dayısı da aşağıda bizi bekliyordu. Tanışma merasiminden sonra dayısı bize tarlanın yerini göstermek için araca bindi. Dayısının tarif etmesi sayesinde tarlaya kadar geldik. Arabadan inip etrafa baktığımızda etrafta hiç ev ya da bir yerleşke yoktu. Yağız’ın dayısı bize dönüp, “Gençler siz gelmeden önce ben tarlaya görücü getireceğimi söyledim. Yani eli kulağındadır, gelir birazdan” dedi. Biz 10-15 dakika bekledikten sonra bir adam geldi. Bu adam tarlanın şu anki sahibiydi. 500.000 TL’ye tarlayı, traktörü ve kalan diğer malzemeleri anlaşarak aldık. Biz Yağız’ın dayısının yardımıyla o hafta her şeyi aldık. Fidanlar, tohumlar, kazmalar, kürekler, her şeyimiz tamamdı.
O haftadan sonra tarlaya gittik. Bir süre tarlayı gezdikten sonra çalışmalara başladık. Önce büyük taşları, sonra da kurumuş otları temizlemeye başladık. 3 gün kadar çalışmamıza rağmen tarlanın onda birini bile bitirememiştik. Yağız işin zorluğunu göreyim diye bana bir şey dememiş. “Bu tarla yevmiyeci olmadan bitmez” dedi. “Yağız kardeşim ne gerekiyorsa yapalım” dedim. Yağız’ın dayısının yardımıyla çok geçmeden bir sürü yevmiyeci gelmişti. Babam durumları sorduğunda iyi olduğunu, işçi aldığımızı falan söyledim. Babamın da yüzü gülmüş, morali yerine gelmişti.
Yevmiyecileri işe aldığımızın ilk günü bitmiş, akşam başımı yastığa koyar koymaz uyumuştum. Ertesi sabah hiç vakit kaybetmeden hazırlandım ve Yağız’ı alıp tarlaya geçtim. Öncelikle tarlayı ekilebilir hale getirmemiz için temizlememiz gerekiyordu. O gün akşama kadar çalışmıştık ki Yağız beni çağırdı. Traktörle tarlayı sürüyordu ama durmuş, mal mal bakıyordu resmen. Ben de onun neye odaklandığına baktığımda traktörün ucuna bir sandık takılmıştı. Yağız’a bakıp “Bu ne lan?” dedim. “Ne bileyim, bilsem seni neden çağırayım?” dedi. Ben hemen işçilerin yanına gidip bir kazma aldım. İşçiler ne olduğunu sorduğunda, “Gereksiz bir şey, traktörün çapasını bir şey takılmış da onu çıkarıp hemen geliyorum” dedim ve tekrardan Yağız’ın yanına döndüm. Zar zor da olsa çıkardım. Yağız bana bakıp, “İşçiler de var, bunu ne yapacağız?” diye sordu. “Ne bileyim, daha ne olduğunu bile bilmiyoruz. Depoya koyalım, işimiz bitince bakarız” dedim. Yağız “Tamam ben götüreyim, sen dön geri” dedi ve döndüm.
O gün akşama kadar çalıştıktan sonra işçilerin yevmiyesini verip onları gönderdik. Yağız işçileri gönderdikten sonra yanıma geldi. “Hadi bir bakalım şuna” dedi. Birlikte depoya gidip sandığı çıkardık. Bir ağacın altına koyup biz de yanına oturduk. Yağız bana bakıp “Hazır mısın?” dedi. Ben başımla onayladıktan sonra sandığı açtı. Sandığı açtığında ikimiz de neredeyse şoka girmiştik. Sandık ağzına kadar altınlarla doluydu. Yağız bana heyecanlı bir şekilde bakıp “Ne yapacağız bunu? Başımız belaya girmesin” dedi. Adeta şoka girmişti. Ben “Yok oğlum ne belası, zengin olduk lan!” deyip altınları elledim. Yağız “Doğru diyorsun” dedi ve gülmeye başladı. Biz altın dolu sandığı alıp arabanın bagajına koyduk. “Yağız, yarın bir icabına bakarız” dedim. Yağız başıyla onaylayıp “Tamamdır kanka” dedi. Eşyalarımızı toparlayıp depoya yerleştirdikten sonra evlerimize dağıldık.
Tekrardan eve geldiğimde bir şeyler yedikten sonra hemen yatağa geçtim ve uyumaya başladım. Çok fazla kabus falan görmezdim ama bu gece değişik bir kabus görmüştüm. Yine tarladaydım, Yağız kendini asmıştı. Hemen ağlayarak yanına gittim. Vücudu bembeyaz olmuş, gözleri kapalı ve dili dışarıdaydı. Yüzü morarmış ve damarları belirgin hale gelmişti. Yanına yaklaştığımda Yağız kafasını kaldırıp bana baktı. Korkumdan dolayı refleks olarak geri gittim ama Yağız bana bakıyordu hala. Çok kalın ve boğuk bir sesle “Bizim olanı bize ver! Bizim olanı bize ver! Bizim olanı bize ver!” diye üç kere bağırdı. O an sabah ezanı ile birlikte uyandım.
Yatakta oturup ne gördüğümü düşünmeye başladım. Mantıklı bir açıklama yapmaya çalıştım kendi içimde ama olmadı. Ben de belki uyanmıştır diye Yağız’a “Uyandın mı?” diye bir mesaj attım. Birkaç dakika sonra o da “Uyandım” diye mesaj attı. Yağız’ı arayıp neden uyanık olduğunu sordum. “Kardeşim valla çok değişik bir rüya gördüm, ezanla birlikte gözümü açtım, bir daha da uyuyamadım” dedi. “Valla ben de çok değişik bir rüya gördüm. Sen ne gördün anlatsana” dedim. Yağız anlattığında neredeyse donakalmıştım. Bana ne olduğunu sorduğunda ben de kendi gördüğüm rüyayı anlattım. O da benim rüyamın aynısını görmüştü ama kendini asan kişi bendim. Yağız biraz düşünceli bir şekilde, “Oğlum bu tesadüf müdür acaba?” dedi. Her ne kadar korksam da, “Neyse kanka, alt tarafı bir rüya, abartmayalım bence” dedim. Yağız’ı biraz daha sakinleştirip saat 7 gibi hazır olmasını söyledim. Ben de bir duş aldıktan sonra bir şeyler yiyip Yağızların evine gittim. Beraber tarlaya gittik. Altınları ne yapacağımızı düşünürken Yağız, “Bence şimdilik kalsın kanka. Bu arada bunları nasıl elden çıkarabiliriz, onu araştıralım” dedi. Ben de mantıklı bulduğumdan dolayı bagajda duran sandığı hiç ellemedim.
O gün yine akşama kadar çalışıp tekrardan eve döndük. Eve geldiğimde kimse yoktu. Ben de aldırmadan bir şeyler yiyip yatağıma geçtim. Yatakta biraz telefona bakarken mutfaktan sesler geldiğini duydum. Hırsız zannettiğimden dolayı sessiz bir şekilde babamın odasına girip havalı tüfeğini aldım. İçine bir tane kurşun koyup yavaş yavaş mutfağa doğru gittim ama kimse yoktu. Etrafa bakınırken tezgahta soğan ve sarımsak kabukları gördüm. Tam o anda odamdan bir şeyin düşme sesi geldi. Bu sefer yavaş yavaş benim odama gittim. Kapıyı hafiften araladığımda üstündeki kıyafeti simsiyah olan, arkası dönük birini gördüm. Korkuyla silahı doğrultup “Kimsin sen?” diye sordum. Yavaşça bana doğru döndü. Karşımda yüzü sanki ateşle naylonun buruşması gibi buruş buruş, saçı upuzun, çok pis ve dağınık bir varlık vardı. Hemen o panikle ateş edip kendimi oturma odasına attım. Oturma odasının kapısını kitleyip beklemeye başladım. O şey kapıya kadar gelip kapıyı zorlamaya başladı. Ben o sırada Yağız’ı aradım, bize gelmesini söyledim. Kapının yanında daha fazla durmak istemediğimden dolayı balkona gittim ve balkonun da kapısını kitledim. Tam o sırada oturma odasının kapısı açılmıştı. Aynı yaratık bu sefer yavaşça yerde sürünerek geliyordu. Ben balkon kapısından ona bakarken göz açıp kapayana kadarki bir sürede önüme geldi. Kafasını cama koyup bana bakmaya başladı. Resmen donakalmıştım. Sonra kafasını geri çekip gülerek arkamı işaret etti. Hemen korkuyla arkama döndüğümde o şey arkamdaydı ve burun burunaydık. Gerisini hatırlamıyorum.
Gözlerimi açtığımda başımda Yağız vardı. Ne olduğunu sorduğumda, “Kardeşim sen beni arayıp ‘buraya gel’ dedikten sonra sesin kesildi ve parazitli bir ses bilmediğim dilde bir şeyler söyledi. Ben de başına bir şey geldiğini anlayıp hemen buraya geldim. Kapıyı çaldığımda açmadın. Düşünürken dışarıya bir bakayım dedim. Bahçeye doğru gittim. Eve uzaktan bakınca seni yerde yatarken gördüm ve panik yapıp yukarı tırmandım. Gerisi zaten burası” dedi. “O siyah yaratığı görmedin mi?” diye sorduğumda “Ne yaratığı?” dedi. “Hemen bu evden çıkalım, her şeyi anlatacağım” dedim. Balkonun kilidini açtıktan sonra eve girdik. Ben hemen birkaç eşyamı alıp evden apar topar çıktım. Birlikte arabalarımıza binip yola düştük. İlk önce Yağız’ın arabasını evlerinin önüne bıraktık. Yağız benim arabama binince her şeyi anlattım. Yağız, “Kardeşim ben de son zamanlarda değişik şeyler yaşamaya başladım. Bak, bu olaylar bu altınları aldıktan sonra oldu. Gel onu tekrardan gömelim” dedi. Ben de kabul edip akşam akşam arabayı tarlaya sürdüm.
Biz Yağız’la depodan bir kazma bir kürek aldıktan sonra onu bir ağaç altına gömmeye karar verdik. Zifiri karanlıkta göz gözü görmüyordu. Gömeceğimiz yeri aydınlatmak için arabayı yaklaştırıp farlarından yararlanmak aklıma geldi. Arabayı ağacın oraya getirmek için gittiğimde telefonum çalıyordu. Telefonu çıkarıp baktığımda arayan kişi Yağız’dı. Bir şey isteyecek herhalde diye düşünüp açtım ve “Ne oldu kardeşim? Getiriyorum arabayı, bir şey mi lazım oldu?” diye sordum. Yağız, “Ne arabası, ne getirmesi oğlum? Altınları ne yapacağız, nereye satacağız diye soracaktım” dediğinde şoka girmiştim. “Kardeşim sen ağacın orada değil misin?” dedim. “Ne ağacı oğlum? Ne saçmalıyorsun? Evdeyim ben” dedi. Sesim titreyerek olanları kabaca anlatırken Yağız telefonda bağırarak, “Hemen git oradan! Belli ki sahipli bu define! Altınları alabilmek için benim kılığıma girmişler!” dedi. Elimde olmadan ağlamaya başladım. Sanki nefesimi kesiyorlardı. Ani bir karar verip tam gaz tarladan uzaklaştım.
Yağız’la buluşup olanları tekrar konuştuk. Dayısını arayıp bilgi almak istedik. Dayısının dediğine göre bu tarz defineler cinler tarafından sahiplenilebilirmiş ve başımıza bela açmamak için altınları geri bırakmamız gerektiğini söyledi. Bir hocayla birlikte gidip altınları bırakmak istediğimizde ne ağacın altında ne de ilk yerde define falan yoktu. Hoca gibi görünen adam, “Belli ki definenin yerini değiştirmişler” dedi. Tarlayı satıp satmamak konusunda kararsız kalmıştık ama tekrar bir olay yaşamayınca satmaktan vazgeçip ekmeye devam ettik. O tarladan artık para kazanmaya başladık. Babam her ikimizle de gurur duyuyor. Bunda da bir hayır varmış.
Views: 21