Seyahatnâme’nin En Ürkütücü Gecesi: Evliya Çelebi’nin Şahit Olduğu Cadı Savaşı

Büyük seyyah Evliya Çelebi, meşhur Seyahatnâme’sinde Bulgaristan’da tanık olduğu inanılmaz bir olayı anlatır. Abaza ve Çerkez cadılarının gökyüzündeki korkunç savaşı, tarihin en gizemli tanıklıklarından biridir. Bu akılalmaz gecenin detaylarına ve yöre halkının cadı inançlarına yakından bakalım.
- Seyahatnâme’nin En Ürkütücü Gecesi: Evliya Çelebi’nin Şahit Olduğu Cadı Savaşı
- Karakoncolos Gecesi: Gökyüzü Savaş Alanına Dönüyor
- Cadıların Silahları ve Savaşın Dehşeti
- İnsan Kanıyla Beslenen Cadı İnancı
- Ölü Cadıyı Teşhis Etmek
- Yaşayan Cadının Cezası
- Son Söz
- Kaynakça
Karakoncolos Gecesi: Gökyüzü Savaş Alanına Dönüyor
Tarih, Hicri 1076. Yer, Bulgaristan’da Çerkezlerin ve Abazaların yaşadığı Pedsi köyü. Evliya Çelebi için sıradan bir gece olması gereken o an, bir anda cehennemi bir manzaraya sahne olur. Zifiri karanlığı yaran şimşekler, etrafı bir anlığına gündüze çevirir. Merakına yenik düşen Çelebi, dışarıdaki Çerkezlere neler olduğunu sorduğunda duyduğu cevapla donakalır.
Bu, sıradan bir fırtına değildir. Bu, yılda bir kez yaşanan “Karakoncolos Gecesi”dir.
Evliya Çelebi, o anı ve aldığı cevabı eserinde şöyle aktarır: “Vallahi yılda bir defa böyle Karakoncolos gecesi olur. Çerkez oburları (cadıları) ile Abaza oburları göklere uçup ceng-i azim eder” (Çelebi, 2007). Korkmak yerine bu inanılmaz olayı izlemesi tavsiye edilen seyyah, 70-80 kişilik bir grupla dışarı çıkar ve gözlerine inanamaz.
Cadıların Silahları ve Savaşın Dehşeti
Gökyüzü, kelimenin tam anlamıyla bir savaş meydanıdır. Bir tarafta at, sığır ve deve leşlerine binmiş, ellerinde silah niyetine yılanlar ve hayvan kelleleri tutan Çerkez cadıları… Diğer tarafta ise devasa küplere, hasırlara, araba tekerleklerine ve hatta fırın direklerine binmiş Abaza cadıları…
Bu iki grup, kulakları sağır eden bir gürültüyle tam altı saat boyunca savaşır. Savaş sadece bir görüntüden ibaret değildir. Gökten yere adeta eşya ve uzuv yağar: Kırık tekneler, keçe parçaları, kapılar ve en korkuncu, insan ve hayvanlara ait beden parçaları…
Savaşın sonunda yedişer cadı birbirine dolanmış halde yere çakılır. Yere düşen Çerkezler, iki Abaza cadısını anında kanlarını emerek öldürür ve bedenlerini ateşe verir. Bu dehşet dolu anlar, ancak sabah horozlarının ötmesiyle son bulur.
İnsan Kanıyla Beslenen Cadı İnancı
Bu olay, Evliya Çelebi için ne kadar şaşırtıcıysa, bölge halkı için o kadar bilinen bir gerçektir. Anlatılanlara göre bu cadılar, sadece kendi aralarında savaşmakla kalmaz, aynı zamanda insanların kanını içerek onları hasta ederler.
Ölü Cadıyı Teşhis Etmek
Birinin kanı bir cadı tarafından içildiğinde, hasta günbegün erimeye başlar. Eğer kurbanın ailesi varsa, hemen bir “cadıcı” ile mezarlıkları dolaşmaya başlarlar. Amaçları, toprağı yeni eşilmiş bir mezar bulmaktır. Çünkü inanışa göre cadı, kurbanının kanını içtikten sonra kendi mezarında, gözleri içtiği kandan pörtlemiş ve kan çanağına dönmüş halde yatarmış.
Teşhis edilen cadının cesedi mezardan çıkarılır, göbeğine bir böğürtlen kazığı çakılır ve bedeni ateşe verilirdi. Ancak bu şekilde büyünün bozulacağına ve hastanın iyileşeceğine inanılırdı.
Yaşayan Cadının Cezası
Bir de halkın arasında kimliğini gizleyerek yaşayan cadılar vardı. Bu cadılar, zamanı geldiğinde bir kurban seçip kulağının arkasından kanını emerdi. Hasta yine günden güne kötüleşirken, akrabaları bu kez “cadı üstadı” yardımıyla şehir şehir dolaşıp gözleri kanlanmış o kişiyi arardı.
Bulunan cadı zincire vurulur ve üç günün sonunda cadılığını itiraf ettiğinde, aynı ceza ona da uygulanırdı: Göbeğine çakılan bir kazık… Çıkan kan kurbanın yüzüne sürüldüğünde ise hasta anında şifa bulurdu. Evliya Çelebi’nin de belirttiği gibi, halk için bu dert, vebadan bile daha beterdi.
Son Söz
Evliya Çelebi, anlatılarının sonunda kendisi de bu olayın ne kadar “münkir” yani akıl almaz olduğunun altını çizer. Ancak kendisiyle birlikte yüzlerce insanın bu gökyüzü savaşına tanıklık ettiğini de ekler. Gerçek mi, bir halüsinasyon mu, yoksa kültürel bir anlatının zirve noktası mı bilinmez ama bu tanıklık, Seyahatnâme‘yi ve Evliya Çelebi’yi tarihin en gizemli tanıklarından biri yapmaya yetiyor. O gece Pedsi köyünün semalarında yaşananlar, insan aklının sınırlarını zorlayan bir sır olarak kalmaya devam ediyor.
Kaynakça
Çelebi, Evliya. (2007). Evliya Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 308 Numaralı Yazmanın Transkripsiyonu – Dizini (10. Kitap). (Y. Dağlı, S. A. Kahraman, & R. Dankoff, Haz.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.





Thanks for the update, can you make it so I receive an email sent to me every time you make a fresh post?